Genellikle çocuklarımızı sorumluluk alarak katkı yapma yoluyla anlamlı biçimde aidiyet ve kendilerini önemli hissetme fırsatından yoksun bırakıyoruz, sonra da sorumluluk bilinci geliştiremediler diye onları eleştiriyor ve onlardan şikayet ediyoruz.
Fars hükümdarlarından biri, tahtında oturuyoru. Âdetleri gereği herkes mertebesine göre ve güçleri yettiğince hükümdarın huzuruna girerek hediyeler sunmaya başladılar. Bilginlerden biri de melikin huzuruna girip hediye olarak kapalı bir kutu takdim etti. Melik, kutuyu açtırdığında içinden iki adet kömür parçası çıktı. Melik: "Bu nedir?" diye sordu. Bilgin şöyle cevap verdi: "Bunların biri şahin, biri de çil kekliğidir. Bu şahin, bu kekliği avlamak için havada takip ediyordu. Zavallı keklik de ok gibi hızlı uçarak şahinin önünde gidiyordu. Nihayet bi ormanlığa rastladılar. Ormana ateş isabet etmiş, bütün ağaçlar ve otlar yanıyordu. Çaresiz kalan keklik, bu sıkıntı ve ızdırap içinde ateş olduğunu anlayamayıp canını kurtarmak hayaliyle kendisini o ateşe atmış, şahin de kekliği avlamak sevdasıyla hırsından kekliğin ardınca ateşe girmiş ve ikisi de yanmış. Bu hallerini gördüm ve padişahımın indinde vaaz u nasihat sebebi olacak ve itibara geçecek daha güzel bir hediye olmadığını bildiğimden huzurunuza takdime cesaret eyledim. Padişahım! Aşırı hırs ile sabırsızlık, insandan şuuru, hayvanlardan da hissi alarak böyle hallere düşürdüğünü görüp aşırı hırstan ve açgözlülükten kaçının!"
O hükümdar: "Bana bundan daha faydalı ve hayırlı hediye takdim edilmedi." diye memnuniyetini bildirdi.
Su, akarken kendisine yumuşaklık gösterenlere nezaketle karşılık verir. Şiddet ve sertlikle yolunu kesenlerin üzerlerine, dikenleri ve çöpleri taşıyarak nice büyük ağaçları köklerinden söküp ters yüz eder.
Toprak, içine ne gömülse gizler. Ne kadar ağırlık yüklense tahammül eder...