Sonunda tek kalan da budur, toplumsal bağ. Buna söylem adını vereceğim; çünkü toplumsal bağın ancak dilin, vızıldayan şeyin, yani konuşan varlığın üstüne yerleşip ona damgasını vurmasıyla kök salabildiğini fark ettiğimiz andan itibaren başka bir ad verilemez.
Yaşamın temelini oluşturan aslında, erkekler ile kadınlar arasındaki ilişkiye dair, ortaklaşalık (collectivite) denen şeye dair, hiçbir şeyin yürümemesidir.