Ah Martın ….
Ahh nasıl anlatsam seni….
Hani su gibi akıp giden,okuduğunuzda kendinizi olayların içinde bulduğunuz,tadı damağınızda kalan eserler vardır ya işte bu tam da öyle bir eser….
İşçi sınıfından olan Martin,hayatını kurtardığı adamın evine konuk olur. Burjuva sınıfından olan bu ailenin kızını gördüğü an ona aşık olur. Martin Ruth’un edebiyat öğrencisi olduğunu öğrendiği andan itibaren daha fazla okumaya adar kendini. İşe konuşma dilini düzelterek dil bilgisi kurallarını öğrenerek başlar. Ve bu durum elbette onu Ruth’a daha fazla yaklaştıracaktır.Ruth’u elde etmek için her geçen gün daha fazla çalışır,24 saatlik zaman diliminin sadece 4 saatini uykuya ayırıp geri kalan tüm zamanını kitap okumaya ve araştırma yapmaya adar ve öğrendikçe içinde yazma tutkusunun da filizlendiğini hisseder. Yazar olmak için inanılmaz bir şekilde çalışır.Denemeler, makaleler, hikayeler yazar. Tek istediği Ruth' un aşkını kazanmak ve onun istediği gibi bir insan olabilmektir. Zamanla Ruth' un aşkını da kazanır ama Ruth onun avukat ya da muhasebeci gibi düzgün bir iş sahibi olmasını ister. Yazar olmak gibi boş hayallerinin olmasını istememektedir. Fakat Martın kararlı olmasına kararlıdır ama yazılarını gönderdiği her yerden red cevabı alır sürekli.Yiyecek hiçbir şeyi yokken bile son parasını posta için pula verir.Bu nasıl bir fedakarlık…Bunun için bile olsa Ruth sana çok kızgınım. Onun yerinde kim olsa çoktan vazgeçmişti değil mi?
Heyecanını kaçırmamak için burada durmak istiyorum ve kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum,hoşça kal Martın Eden…Olmasaydı sonumuz böyle…