Jiazhen yataktan seslendi: "Chunsheng dayanmalısın. Yaşamak zorundasın!"
Chunsheng başını salladı ve Jiazhen ağlamaya başladı.
"Bize hâlâ bir hayat borcun var," dedi Jiazhen. "Bize olan
borcunu kendi hayatına sarılarak öde!"
Chunsheng bir şey demeden bir süre öylece durdu ve sonra "Tamam," dedi.
Youqing başını önüne eğdi ve orakla sepetini almak için köşeye doğru yürüdü. "Söylediklerimi aklından çıkarma olur mu?" dedim. Kapıya doğru yürüdü, sırtı dönük başını salladı ve dışarı çıktı.
O gittikten sonra Youging'i çağırdım, bana bakarken gözleri parlıyordu. Ona övgüler yağdıracağımı düşünüyordu ama ben, "Anneni, ablanı ve beni, hepimizi gururlandırdın, bunun için çok mutluyum. Ama kimsenin koşarak bir hayat kazandığını duymadım ben. Biz seni okula okuyup ders çalışasın diye gönderiyoruz, koşmayı öğren diye değil. Koşmak, senin çalışarak öğrenmen gereken bir şey değil. Tavuklar bile koşabilir!” dedim
Fengxia iyi bir çocuktu, o zaman bila ağlamadı. Sadece gözlerini açtı koca koca ve bana baktı.
Yüzünü okşamak için elimi uzattım; o da benim yüzümü okşadı. Yüzüme dokunduğunu hissettiğim anda onu o aileye geri vermekten vazgeçtim. Fengxia'yı sırtıma aldm ve eve doğru yürümeye başladım. İncecik ellerini boynuma dolamıştı, bir süre sonra sımsıkı sarıldı bana. Onu eve götürdüğümü biliyordu.
Eve döndüğümüzü gören Jiazhen şok oldu. "Bütün ale açlıktan ölsek bile, Fengxia'yı geri göndermiyorum," dedim.
Jazhen in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Gözyaştan gözünden süzülene kadar gülümsedi.