İnsan yalnızlık ve tek başınalık durumunu bir hapishane gibı algılar; aklını kaçırmamak için bu hapishaneden çıkması gerekir. Aslında, deli dediğimiz kişi hiçbir bağ kuramamış, parmaklıkların arkasında olmasa da, bir bakıma hapsolmuş birisidir.
On dokuzuncu yüzyıl anamalcılığı gibi yirminci yüzyıl anamalcılığının da tüm sınıflı toplumlarda bulunan şu ilkeye dayandığını gözden kaçırmamamız gerekir: insanın insanı kullanması.
Bir insanı boğaz tokluğuna çalışmaya mahkum eden şey, herhangi bir bireyin istek ya da hırsından çok, pazar yasasıydı.
Hiç kimse sorumlu ya da suçlu olmadığı gibi, hiç kimse de bu koşulları değiştiremezdi.