Bu dünyaya insanlar henüz kelimelerle konuşmayı öğrenmeden önce gelen aşk,ilk gençliğinde, daha sonra asla unutmayacağı yollar ve yöntemler öğrenmişti.
Meğer hep uykudaymış; şimdiyse hayat buyurgan ve kaçınılmaz sesiyle gümbürdüyordu kapısında. Büyük bir telaş içinde kapının kol demirini takıp demir ızgarasını indirmeyi düşünürken, aklına eseni yapan içgüdüleri bütün kapıları sonuna kadar açıp bu harika yabancıyı içeri almaya zorluyordu onu.
Ancak sert olarak tanımlayabileceğim gözlerini gördünüz.Hiç kimse tarafından korunup kollanmamış. Hep kendi başının çaresine bakmış. Kendi başının çaresine bakmış bir kızın gözleri yumuşak ve kibar olmaz, mesela… mesela sizinki gibi olmaz.
Hala telefonda ve onunla konuşurken, tamamen alakasız biçimde, onun uğruna ölme arzusu duydu içinde, zihninde kendini kahramanca feda ettiği görümler oluşup dağıldı. Onu öylesine çok, öylesine feci ve öylesine ümitsizce seviyordu.