Sena

Sena
@Senafyaa
Üniversite
17 okur puanı
Ağustos 2020 tarihinde katıldı
Felsefe çökerken zevk yitmiş, hayal gücü sönerken edebiyat sukut etmişti. Roma'nın gururu yergiydi bir zamanlar, o da dümen suyuna girmişti. Ağzının içinde homurdandı lağımcı, her şeyin sorumlusu lek bu dalkavuk övgücüymüş gibi. Belki de öyleydi.
Bu ışığın Tanrı'nın âleminden döküldüğüne yine coban güvenmişti. Bu göklerin, dağların, ırmakların, her şeyin ve şurada uzanan Roma şehrinin bir gün yok olacağından emindi ve yok olacak birinin yok olacak bir dünya için dertlenmesinin manasızlığını apaçık görebilmişti. Olan, yerdedir, olması gereken göklerde aranır. Ve ancak gecelerini yıldızların arasında geçiren uykusuz biri yeryüzünde Roma bile bir noktaya dönüştüğü için hayatın derdiyle dertlenmez, sevinciyle sevinmezdi. Onun nazarında dünyanın işleri hakiki değil sahteydi. Gölgeydi.
Ama kim ayırabilir iyi ile kötünün o bulanık sınırını? Bana iyi olan sana kötü gelebilirdi pekâlâ ve hiçbir şey yekdiğerinden gece ile gündüz gibi ayrılmazdı. Zaten geceyle gündüzün bile örtüşük zamanları vardı.
Neticede dünyanın her yerinde ve her zamanında ateşle iç içe yazılmıştı kâğıdın yazısı. En alçakgönüllü yangında bile en evvel kitaplar alev alırdı. Taş kavrulurdu en fazla; kuruma, ise boyanır, boydan boya çatlar, yer yer dağılırdı ani ateşin tesiriyle. Ama tümüyle yok olmazdı. Papirüs öyle mi? Kenarları kıvrılarak, ateşte bir gül gibi açarak hemencecik yanardı. Her kütüphane sahibiyle aynı korkulu rüyayı görürdü bu yüzden efendi. Alevler arasında kalır, hangi birini kurtarayım derken ki-taplarının hiçbirini kurtaramazdı. Bazen kendisi de yanardı ve canı yanarken uyanırdı.
Oysa en fazla lähit kopyacısı bilirdi çocukların rüzgâr gibi eserek, çiçek gibi açarak, geçip giderek büyüdüklerini. Bir çocuğun yüzüne her baktığımızda değişmiş bir yüz görürüz, bugünkü yüzü dünkü yüzü değildir. Bir saat önceki bile şimdikinden farklıyken eğer varlıklı adamın kapısı lütfen açılmışsa ayda bir görebilmişti