Birgün Köprü'den Eminönü'ne doğru yürüyorduk: "Bak" diyordu bana, "Süleymaniye daha ışıklı Ayasofya'dan: gündüz de böyle, gece de böyle bu: neden mi? : kaynaktan: yapılıştaki". Durmadan bakıyordum bir oraya, bir oraya. Elimden tutuyordu: "Çünkü" diyordu bana, "biri doğrudan inandı, öbürü sonradan inandırıldı". İçimizde hep Süleymaniye
Bir insan bir ordu oluyordu O'nda: dinç, gürbüz, vakur: tarihin tüm kanayan yaralarını da şahdamarında duyumsayan: İNSAN (: Yeryüzünün damarlarında dolaşan tek yapıcı güç). O'nunla bir bilinç "yürüyordu"
INSAN SEVGİSİ PEYGAMBER SEVGISIYLE BASLAR": ilke). Bir örgü örer gibi tüm tarihsel değerleri ekle. meye çalışıyordu birbirine : Tarihe tutunarak yürünebilirdi ancak çetin engeller vardı aşılması gereken = yaşayabilmemiz bu engelleri aşmamıza bağlıydı. (Kendi kendime düşünürüm : nasıl, kendi kendinin de engeli olabiliyor insan, diye. Bir çelişki gibi görünse de, insan, kendi kendinin de engeli olabilir: yaratılış bilgeliğini kavramaya doğru ilerlemeyen insan, bunun gereği zihinsel edimlerini manevî kaynaklarla donatmayan insan, sürekli kendini bir tembelliğe iten insan, kendi kendinin de engeli olur: aşmaya, daha ileri varmaya engel olur: insan, aşmak zorundadır kendi kendini : kendi kendini öldürmeye, bir çukura düşmeye karar verebilen insan, niçin, kendi kendini aşmaya, doruklara çıkmaya karar veremesin?