Ademoğlu özgürlük bilgisini doğuştan getirmez. Bu yüzden yaşama kavgasında diğer yaratıklardan daha zayıf durumdadır. Ona bütün canlı ve cansız (bu ayrımı anlaşılabilirlik hatırı na kullanıyoruz) tabiat içinde yaşama imkânı veren, hatta onu diğer yaratıklardan şerefli kılan yalnızca vahy ile kendisine ulaşmış olan bilgidir. Bu bilgiden mahrum kaldığı, onu inkar ettiği, onu unuttuğu nisbette insan kendinden aşağı veya kendinden yukarı yaratıkların vasıflarıni edinir. Yani hayvanlaşır veya melekleşir.
Helâl ve haram sınırları biz yeryüzünde yaşadığımız hayatın anlamını kavrayalım diye, mevcudiyetimizin sebebine yaklaşalım diye vardır. Eğer bu sınırları kaybedersek kimliğimizi, kişiliğimizi varoluşumuzun anlamını kaybederiz. Ama bu bizim zalim, cahil nankör ve günahkar yaratıklar olmamızı önlemez. Ancak, biz kâinatta tuttuğumuz yerin değerini bize konulmuş sınırlarla kavrayabiliriz.
Özgür olmak bize insanlığımızı temin eden iç özelliklerimizi, hâlis, katışıksız, arı vasıflarımızı baskılardan kurtarmak demektir. Ancak onların hangi baskılar altında olduğunu anlamak için önce neler olduklarını tanımamız gerekir. İşte Kur'an ve Sünnet bize ne olduğumuzun bilgisini vermesi bakımından özgürlüğümüze engel değil, tam tersine özgürlüğümüzü mümkün olduğunu anlatan kaynaklardır.
Kâfirler öz kelimesinden yalnızca bir şeyi "nefs" kelimesinin anlamını seçiyorlar, yani kāfire göre özgürlük nefsin istediğini ona vermekle gerçekleşiyor.