"Kelebenkim benim," dedi Bedirhan bana öpücük atıp lavaboya ait olduğunu düşündüğüm kapıya doğru yürürken. "Bir ki üç bir ki üç kelebenkler gibi, bir ki üç." Kollarını açıp yavaşça süzülerek gözden kayboldu.
"Ne tür bir hasta bu ya?" diye homurdandım.
"Severim onu," dedi Karan sakince. "Bedirhan iyi çocuktur."
"Kötü olduğunu söylemedim," diye fısıldadım tekrar omzuna yatarken. "Sadece çok neşeli."
"Bu sence de daha tehlikeli değil mi?"
"Anlamadım?"
"Bir kopma noktası mutlaka oluyor, Çakıltaşı"
Göz ucuyla ona bakarken yalnızca çenesini, burnunu, bir de gür kirpiklerini görebiliyordum. "Nasıl yani?"
"Çok gülen, yalnız ağlar," dedi yavaşça.
"Dedikodum mu oluyor?" diye sorduğunda kafamı kaldırıp kapının önünde simsiyah takımının içinde gerçekten göz alıcı görünen Bedirhan'a baktım.
"Harika görünüyorsun," dedim kendimi tutamayarak. "Siyahlar içinde..."
"Matemdeyim, tatlım," dedi ve ellerini pantolonunun ceplerine sokup omzunu kapının pervazına yasladı. " Ve evet, matemdeyken de star benim."
Güneş utanarak gülümsedi. "Hepsi güzel," dedi başını sallayarak. "Çok güzel kızlar."
"Ay yalan atma. Kızıl olan çok çirkin," dedi Bedirhan. Billur ona dilini çıkardı, Bedirhan gözlerini kısarak tekrar konuştu: "Hatta o kadar çirkin ki, onun kadar çirkinini görmemiştim."
"Nedense en güzel oymuş gibi bakıyorsun ama," dedi Güneş saf saf.
Boğazım düğüm düğüm olmuş ona baktığımda, gözlerinin dolu dolu olduğunu gördüm ama ağlamadı. Dişlerini sıktı, sigarasını içti, denizi izledi. "Ben bir daha sevdalanmam sandım."
"Hım?"
Gözlerini bana çevirdi. Ardından hemen arkama baktı. Baktığı yere baktığımda hemen ileride Billur'un Karan ile ayakta bir şeyler konuştuğunu gördüm. Bedirhan derin bir nefes aldı. "Halfeti'nin kara gülünden sonra İzmir'in kırmızı gülünün dikeni elime batacakmış meğer. Bilemedim."