Çocukluk kayıp bir ülkedir... ‘Şen, masum ve kalpsiz...’ En korkunç kâbusların ‘gerçek’ haline getirildiği günümüzde çocuksu malzemenin düşselliğine sığınmak -hem de bile isteye- elbette ki safdillik olamaz, olmamalıdır.
Ya siz? Yaşamın korkunç dalgaları arasında debelenirken o yitik ülkeye dönebilmeyi hiç düşünmediniz mi?
Bize büyüdüğümüzü söyleyenler, yani büyükler yanlış buldukları bir davranışımızı eleştirirken; niye ‘çocukluk yapma’ derler ki...
Büyüklerin dünyasında yaşayan bir yazar şöyle diyor; “kendimi olduğumdan büyük göstermek için yazıyorum çünkü... çok, çok küçüğüm.”
Çocukluk kayıp bir ülkedir...
Ve sonra, önünde pek çok yol açılıp sen hangisini seçeceğini bilemediğin zaman, herhangi birine, öylece girme, otur ve bekle. Dünyaya geldiğin gün nasıl güvenli ve derin derin soluk aldıysan, öyle soluk al, hiçbir şeyin senin dikkatini dağıtmasına izin verme, bekle ve gene bekle. Dur, sessizce dur ve yüreğini dinle. Seninle konuştuğu zaman kalk ve Yüreğinin Götürdüğü Yere Git.
Yolunu yitirdiğini, şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün, onların büyüme biçimini anımsa. Unutma ki yaprağı gür ama kökü zayıf bir ağaç ilk güçlü rüzgârda devrilir, oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta can suyu bin bir güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir, olayların içinde ve üzerinde olmalısın, ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir, ancak böyle doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin.
Bir yerlerdeysem, seni görme olanağım olursa, boşa geçirilmiş bir yaşam gördüğüm her sefer nasıl üzüldüysem öyle üzüleceğim, aşk yürüyüşünü tamamlayamamış bir yaşam, beni hüzünlendirir. Kendine dikkat et. Büyürken, yanlışların yerine doğruları koymak istediğinde şunu anımsa:Yapılacak ilk devrim, insanın kendi içinde yapacağıdır, evet ilk ve en önemli devrim budur. İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken bir düşünce uğruna savaşmak, yapılabilecek en tehlikeli şeylerden biridir.