Bu din tamamlanmıştır ve eksik hiçbir şey bırakılmamıştır. Bu dinin farzları, sünnetleri, haramları, mekruhları bellidir. Gayrısı insanların bu dine sokmak istedikleri bidatlerdir.
Kimin dedesi bioenerji yapıyordu? Kimin ninesinden yaşam çiçeği yadigar kaldı? Kimin büyük büyük babaannesi yoga yaptı? Hangimizin ceddinde bilinçaltı programlayan bir atası vardı? Bunlar bu devrin imtihanlarıdır!
Ancak şunu bilmeli ki insan; yara açtığı eşiyse, kanattığı eşinin kalbiyse kazanmış görünse bile kaybedendir aslında. Çünkü eşlerin birbirlerine karşı kazanacakları zaferleri yoktur, el ele kazanacakları zaferler vardır.
Sen değerlisin, fakat dünya değil. Zannetme ki buraya aitsin. Kim kaldı ki burada ey fani? Sende geçip gideceksin. Değmeden bu dünyanın tozuna-kirine, bulaşmadan pisliğine geçip gideceksin ebedi köyüne. Çakıl taşı olarak mı, yoksa nadide bir elmas olarak mı? İşte gerçek değerin biçilsin diye "har" bir ateşte yanmaktasın. Bu nedenle bu kadar bunalmakta böylesine için için ağlamaktasın. Göğsüne sıkışan nefesin değil, değerindir. Ortaya çıkacağı günü beklemektedir. Yarala açıldıkça sinene, göz yaşların süzüldükçe ince ince, tebessüm olsun yüzünde. Çünkü bazen hüznü ve kederi sevdiğine veriyor Rabbü'l-âlemin; kimlerdensin bilinsin diye!