Ne makineler icat etmişler, ne yenilikler yaratmışlardı!  Gördüğümüz her şey bize inanılmaz geliyordu, aklımız bile ermiyordu.  amcam yirmi bin davetlinin bulunduğu akıl almaz büyüklükteki sergi alanında imparatorla birlikte oturdu ve çeşitli kişilere ödüllerini verdi. Bin kişilik mızıka korosu Osmanlı marşını çalıp söyleyince yüreğimiz kabardı. Bize neredeyse tepelerinde gezdiriyorlardı ama içimizdeki hüznü anlamalarına imkan yoktu. Bizim bunlara yetişmemize imkan olmadığını, dünyanın ilim çağını kaçırdığımızı en acı şekilde görüyorduk. Osmanlı pavyonunda halılar, şamdanlar, ipekliler, çuhalar, üstünde altın ya da gümüş işlemeli örtüler, armalı silahlar, seccadeler sergilenirken bir de milli kıyafetli Türk delikanlıların “buyrun bir kahve için” diyerek gelip geçene buyur ettiği bir Osmanlı kahvehanesi açılmıştı.  burada Türk kahvesi içilip çubuk tüttürülüyordu. Bizim makinemiz, icadımız, tekniğimiz yoktu ama Şark’a mahsus keyiflerimiz vardı.