Hapishane, dışarıdan bakanların sandığı gibi donup kalmış,hareketsiz bir yer değildi. Hayır, burada hayat, kendi tuhaf ve acımasız döngüsüyle akıyordu;kuralları,sessiz çığlıkları,bastırılmış arzuları ve görünmez zincirleriyle bir dünya kurmuştu kendine. Burada, kendi seçmediğin,kaderin sana zorla dayattığı insanlarla bir arada yaşamak zorundaydın. Ailenin sıcak yüzleri yerine, tanımadığın, ruhunu anlamadığın, belki de hiç sevemeyeceğin kişilerle doluydu etrafın. Geceyi onların horultularıyla, gündüzü onların sessiz kavgalarıyla, yemeği onların ekşi nefesleriyle paylaşırdın. Bu, akıl almaz bir gerçeklikti; insan denen varlığın ne kadar kırılgan, ne kadar vahşi, ne kadar çaresiz olduğunu gösteren bir aynaydı.
Çağımız bir okuryazarlık çağı değil görürsöylerlik çağıdır. Sözlü kültürün yerini gözlü kültür almıştır. Kitapların çoğalması ve çok satan kitap mağazalarının açılması son derece aldatıcıdır: Bunlar görürsöyler malzemenin satıldığı marketlerdir ve yazınsal dünyaya tahammül edemeyecek kadar yazınla ilgisiz satış noktalarıdır. Bu satış noktalarının raflarında bazı iyi yapıtların yer almasının nedeni yazınsallığın sömürüsü içindir: Kötü kitaplar büyük yapıtlarla aynı raflara konulmazsa onların yazınsal yapıt olduğu asla söylenmeyecektir.