İnsanın avcı-toplayıcı dönemden ona miras kalan hayatta kalmak için sürekli yeni çözümler üretmek ve kaotik bir yaşamda yenilikçi yöntemler bulmak gibi özelliklerini bastırdık. Şehir hayatının düzeni seven, belirsizliğe tahammül edemeyen ve belirli bir davranış kalıbını herkese uygulamak isteyen yönünü ise neredeyse “insanın doğası” olarak kabul ettik. Diğerleriyle uyum içinde yaşama telaşıyla sürekli çalışıp başarmayı, kim olduğumuzun önüne koyduk. Fakat insan böyle bir canlı değildir. Zira insan, sınırlar içinde mutlu olmaya değil, sınırları aşmaya ve yenilikler keşfetmeye ayarlıdır.
İsrail'in Arap hava kuvvetlerini yok eden ve İsrail'in Sina Yarımadası, Gazze Şeridi, Batı Şeria ve Golan Tepeleri dâhil hızlı toprak kazanımlarına yol açan ilk saldırısı buydu. İsrail'in çatışmaya iyi hazırlandığını ve zaferinin varoluşsal bir tehlikenin sonucu değil, uzun süredir devam eden askeri planlama ve stratejik avantajın sonucu olduğu apaçıktı.
Yataklarımızda ölmek de iyidir
temiz bir yastıkta
ve arkadaşlarımızın arasında.
Bir kez olsun
ellerimiz göğsümüze kapanmış,
boş ve solgun,
çiziksiz, zincirsiz, bantsız
ve belgesiz ölmek iyidir.
Temiz bir ölümle ölmek iyidir,
gömleğimizde deliksiz
ve kaburgalarımızda delilsiz.
Yanağımızın altında kaldırım taşı değil, beyaz bir yastıkla,
ellerimiz sevdiklerimizin elleri arasında,
çaresiz doktorlar ve hemşireler etrafımızda,
arkamızda zarif bir vedadan başka hiçbir şey bırakmadan,
tarihe aldırmadan,
dünyayı öylece bırakarak,
bir gün bir başkası onu değiştirir diye umarak
ölmek iyidir.