Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Atatürk'ün sofrası bir okuldu. Müziği pek severdi. Müzisyenleri davet eder, dinler, çok kere de iştirak eder, beraber söylerdi. Bir akşam yine müzisyenler gelmişti. Selahattin Pınar, "Gel gitme kadın "ı söylüyordu. Baktım Atatürk'ün gözleri dolu dolu idi. Onu ilk defa böyle görüyordum. Hemen içimden acaba bir kadın mı?
Tazelenen eski bir hatıra mı diye düşündüm. Sabah olunca bizi çağırdı.
Bir adeti vardı. Toplantıların ertesi günü
" Akşam nasıl geçti" diye sorardı. Güzeldi Paşam, fakat bir şarkıda sizin gözleriniz yaşardı. Biz de üzüldük dedim. Hiçbir şey söylemedi ve durdu. " Yak şu sigarayı kızım " dedi. Bir saat sonra beni çağırttı.
" Hazırlanın çiftliğe gidiyoruz" dedi. Hazırlandık, yola çıktık. Atatürk, yaver Cevat Abbas ve ben aynı arabadaydık. Çiftliğe doğru yaklaşıyorduk ve ben hala dün akşamki gözyaşlarının sebebini düşünüyordum. Atatürk, yaver Cevat Abbas'a seslenerek " Cevat biz Anadolu'ya çıktığımızda bir marş söylerdik"
Cevat Abbas cevap verdi."Dağ başını duman almış Paşam"
Başladık hep bir ağızdan marş söylemeye.
Bana döndü "Ya, biz Anadolu'ya çıktığımızda altımızda kırık dökük bir arabayla yine kırık dökük yollar üzerinde dolaşırken bu marşı söylerdik çocuğum."
Baktım yine gözleri yaşarmıştı.Yine "Yak, şu sigaramı kızım " dedi. Bir akşam önceki toplantıda onun gözyaşları ile bir kadın ilişkisi kurmaya çalıştığım için utandım.
O zaman ve daha sonraki günlerde ve durumlarda iyice anladım ki o hemen her zaman hatta mesut bir eğlence anında dahi, acı tatlı çeşitli memleket hatıralarıyla yaşar.
Sabiha Gökçen
Ben 1919 senesi mayıs ayı içinde Samsun'a çıktığım gün elimde maddi hiç kuvvet yoktu.Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım. Yanımda öteden beri yaverliğimi yapan Salih ve Cevat Abbas'tan biri bulunuyordu. Ben Türk ufuklarından bir gün behemal bir güneş doğacağına, bunun hareket ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu adeta gözlerimle görüyordum.
O şarkıyı okutup tekrar ettirmekten maksadım Türk'ün bu güneşi doğunca muvaffak olacağını anlatmaktı.
Bu sebepledir ki demin söylenen şarkı benim on sekiz senelik bir hatıramı tazeledi.
"Dağ Başını Duman Almış" marşının Ulusal Mücadele günlerinde önemli bir yeri vardır.
Bursalı gençlerin 26.03.1937 tarihinde halkevinde tertipledikleri Uludağ gecesini şereflendiren Atatürk gençlere hitaben bir konuşma yaptı.
"Siz genç arkadaşlar, yorulmadan beni takibe ahdetmişsiniz.İşte ben bilhassa bu sözden çok duygulandım...
Sizler, yani yeni Türkiye'nin genç evlâtları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Ben bu akşam buraya yalnız bunu size anlatmak için gelmiş bulunuyorum. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.Biz de bunu görmekle bahtiyar olacağız.
Şimdi çocuklar eğleniniz.
Bunda sonra gençler Dağ Başını Duman Almış marşını söylediler. Bunun üzerine Atatürk eski bir hatırasını anlattı.