Son zamanlarda okuduğum en akıcı kitaptı. Başta hacimli olmasından dolayı çekindim fakat başlayınca üç günde bitirdim. Kitabın başında aklımda oluşan soruların cevabını merak ederek okudum ama kitap ilerledikçe bu sorulara asla net bir cevap bulamayacağımı çünkü kitaptaki herkesin hikayeyi kendi bakış açısına göre anlattığını fark ettim. Yazarın amacı da bu sanırım; sorularına alacağın cevaplar kime sorduğuna göre değişir, mesajını vermek. Hoşuma giden de bu oldu aslında. Günlük yaşamda da bir olayı herkes farklı anlatır, yorumunu katar; kime inanacağımızı seçmek bize kalır. Çoğu zaman da tüm yorumları karıştırıp kendi anlatımızı oluştururuz. Bu durumu sanatçı karakter Yonca'nın ağzından anlatmış yazar. Zamanın lineer hatırlanmadığını ve iki hikayeyi karıştırıp üçüncü bir -belki de işimize gelen- anlatı oluşturmaya eğilimimiz olduğunu belirtiyor sanatçı. Dostoyevski'nin ceylan ve aslan metaforunda olduğu gibi hikayeye kimin gözünden bakıyorsak -kimle empati kurduysak- onun haklı çıkmasını istiyoruz. Sanırım ben skandal olayında Şebnem'le empati kurdum ve onun haklı olduğunu düşünüyorum. Hatta Osman'dan çok onun sonunun nasıl olduğunu merak ediyorum. Umarım mutludur.