Bu evde herkesin neyi sevip sevmediği akılda tutuluyor. Duygularınıza, seçimlerinize saygı duyuluyor. Her şeyin güzel, eksiksiz, pürüzsüz olduğu o yere ait hissetmiyorsan kendini, oraya cennet denilebilir mi? Bu dünyanın da vardır bir cenneti, cehennemi ve şüphesiz ki cennet, ait olduğu yerdir; bir yapboz parçası gibi tak diye oturduğun, kimsenin sana "bu burada ne alaka" demediği yerdir.
Hayat kafada kurarak, düşünerek, planlayarak, böyle yaparsan böyle olur diye teoriler geliştirerek değil, bizzat deneyimleyerek öğreniliyor. "Hayır dersem dahil olamam," dediğin yere, asıl hayır demeden dahil olamıyorsun. Hayır demek,"ben de buradayım" demek aslında.
İşin sırrı sanırım aidiyette; ait hissettiğin yerde mutlu oluyor insan, ait hissettiğin yerde acı da çeksen çok koymuyor. Ama etrafın düşmanlarla çevrili gibi hissediyorsan, her an bir yerlerden sana doğru zehirli bir ok atılacak gibi geliyorsa evinde de olsan aidiyet gelişmiyor. Aidiyet deyince öyle ömürlük bir şey değil; ben bu salı gecesi birkaç saat için Cazi'deki o topluluğun bir parçasıydım kimse ne yabancı ne de düşmandı.