Gerçekten öyle, her şey birdenbire oluyor. Küçük bir çocukken birdenbire, ilaclarini plastik bir margarin kabında saklayan bir ihtiyar oluveriyorsun. Kendin için, çocukların için, ülken için güzel şeyler ümit ederken, seni biçimlendiren şeyin güzel bir gelecek hayali olduğunu düşünürken, birdenbire kaderinin güne ayak uyduramamak, gençliğini, geçmişini özlemek ve hızla dönen dünya tarafından hep kenara savrulmak olduğunu görüyorsun.
İnanç yaşama gücüdür. Eğer insan yaşıyorsa, herhangi bir şeye de inanıyordur. Bir şeyler için yaşaması gerektiğine inanmasaydı yaşamazdı. Eğer sonu olan şeylerin aldatıcı olduğunu görmüyor ve anlamıyorsa sonu olan bu şeye inanır; eğer sonu olanın aldatıcı olduğunu anlıyorsa, sonsuz olana inanmak zorundadır. İnançsız yaşamak mümkün değildir.
Kuşaklar gelir, kuşaklar geçer ama dünya sonsuza dek kalır. Önce ne olduysa yine olacak; önce ne yapıldıysa yine yapılacak; güneşin altında yeni bir şey yok. Var mı kimsenin “bak bu yeni” diyebileceği bir şey? Her şey çoktan, bizden yıllar önce de vardı. Geçmiş kuşaklar anımsanmıyor, gelecek kuşaklar da kendinden sonra gelenlerce anımsanmayacak.