Kırmızı Saçlı Kadın adlı eser, iki ana söylemden; Rüstem ile Sührap ve Kral Oedipus anlatılarından yola çıkarak kurgulanmıştır. Roman, iç içe geçmiş üç anlatı yapısıyla ilerler ve bu anlatılar modern-geleneksel, Batı-Doğu ve birey-toplum dinamikleri çerçevesinde düzenlenir. Orhan Pamuk bu eserde yalnızca baba ile oğulu karşı karşıya getirmez; aynı zamanda Doğu ile Batı’yı, birey ile toplumu, özne ile nesneyi, kadın ile erkeği, efsane ile gerçeği ve gelenek ile moderni de karşı karşıya getirir. Her ne kadar romanın adı “Kırmızı Saçlı Kadın” olsa da anlatı, bu kadının kimliği etrafında şekillenen üç erkek karakter üzerinden kurulmuştur ve babalar ile oğullar arasındaki çatışma merkeze alınmıştır. İki söylende de görüldüğü üzere baba figürü yalnızca aile içi bir otorite değil, aynı zamanda kültürel formların ve yasanın adı olarak bireyin özgürlüğü, varoluşu ve temsili üzerinde belirleyici bir güce sahiptir. Baba katli ile gerçekleşen yabancılaşma ve özdeşleşme duygusu ile yasanın ihlali, buna karşılık oğul katli ile vücut bulan yasanın toplumsal konumlanışı romanda paralel bir şekilde işlenir.Doğuştan suçludur.Yazar, ailenin ve babanın toplumsal düzende edindiği rolü hem bireysel varoluş hem de toplumsal kabul olanakları çerçevesinde, Doğu ile Batı’nın birleştiği bir mekânda gözler önüne serer.