Bense içimden, bir erkek anneme yaptığını bana yapsa onun göğüs kafesini kırar, kalbini sökerdim diye düşünüyordum; eminim annem de bunca zaman içinde benzeri işkenceleri hayal etmiş olmalıydı. Ama son zamanlarda kin kokan alaycılığın yerini anılara sessizce tapınma alıyordu.
Bilezik hangi yönden incelenirse incelensin, ne tür bir anlatıya -bir masal, ilginç ya da sıradan bir öykü- dahil edilirse edilsin, yansıttığı tek bir gerçek vardı ve o da tüketerek içinde devindiğimiz hayatın çalkantısında bedenimizin asla yapmaması gereken aptalca işler yaptığıydı. Ve genel anlamda bunu kabullenebilirsem -Mariano ve hatta annem ve benim benim için- aptallığın Costanza ve babam gibi üstün insanları da bozabileceğini asla hayal edemezdim. Bu konu üzerinde çok düşündüm, okulda, sokakta, öğle ve akşam yemeğinde, geceleri zihnimde didikledim. Aslında çok zeki olan insanların bu zekâ yoksunu hallere girmelerine anlam arıyordum.
Böylece, kimi zaman uykuya yenik düşmeden babamı, Costanza'yı, Vittoria'yı arzuları hilafında da olsa birbirlerine bağlayan bir yeraltı tüneli hayal ediyordum. Her ne kadar kendilerini çok farklı olarak niteleseler de aynı hamurdan yoğrulduklarına giderek daha fazla inanıyordum.
Buna bağlı olarak olay -benim yarattığım masalsı dünyada bile- avamlık ve seçkinlik arasında tutarsız bir yakınlığı tam merkeze koyuyordu ve her türlü yönümü yitirdiğim anda net sınırlarını olmayışı yüzünden daha beter kayboluyordum.