Bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek... Biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey veremeyiz... Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum. Anlıyor musunuz?
Yenilgiden sonra ise Padişah ve çevresi, gündemi değiştirmek için kadınların giyisilerini kısıtlamaya, sokağa çıkmalarını önlemeye giderler ve böylesine ilkel bir önlemle asıl konularını saptırarak durumu kurtarabileceklerini düşünürlerdi. Bu yaklaşımda elbette en büyük yardımcıları da din adamları, fetvacı şeyhülislamlar, müftüler olurdu.
Cinayeti işlemekle görevli pehlivanlar Cumartesi'yi Pazar'a bağlayan geceyi karakolda geçirdikten sonra sabaha karşı Fahri Bey tarafından Feriye Sarayı'na alınmışlardı. Saraya girerken Fahri Bey, Yozgatlı Mustafa Pehlivan'a beyaz saplı keskin bir çakı vermişdi. Reyhan ve Rakım isminde iki harem ağası da etrafı kolluyordu.
Katiller odaya girince Fahri Bey, Sultan Abdülaziz 'in şaşırmasından istifade ederek üzerine atılmış ve kollarını arkadan tutmuştu. Cezayirli Mustafa ve Boyabatlı Mehmet de Sultan Abdülaziz' in dizlerine oturmuşlardı. Bu sırada Yozgatlı Mustafa Pehlivan elindeki çakı ile padişahın ilk önce sol kolunu, daha sonra sağ kolunun damarlarını kesmişti. İşlerini bitiren katiller kapıdan çıktılar.
Harem Ağası Ali Ağa Şehzade Süleyman 'ı hapis tutulduğu şimşirlik dairesinden çıkarmaya gitti. Ali Ağa, şehzadeye asker, ulema ve vezilerin cülûs töreni için kendisini beklediklerini söyledi. 40 yıldır sarayda hapis hayatı yaşayan Şehzade Süleyman, Ali Ağa'nın söylediklerine inanmadı. Şehzade öldürüleceğini zannederek, Ali Ağa'ya " 40 yıldan beri her gün ölüm korkusu çekmektense, bir kere ölmeyi yeğlediğini" söyledi. Harem Ağası Ali Ağa, tahta çıkacağına bir türlü inanmayan Şehzade Süleyman'ı diğer Şehzade Ahmed'in devreye girmesiyle anca ikna edebildi. 8 Aralık 1687' de devlet adamlarının biat etmeleriyle Osmanlı padişahı oldu.