Derin bir uykudan uyanır gibiydim. Gözlerimi açmadan evvel iyice kendime gelmeyi bekledim. Etrafa bakındım. Bulunduğum yer tanıdık değildi. Neredeydim? Ne olmuştu bana? Bir türlü çözemiyordum. Yattığım yatağın hemen yanı başında bulunan pencere bir koruluğa bakıyordu. Ama ne ev ne de bu koruluk bana aşinaydı. Karnıma bir sancı girince elim gayri ihtiyari ağrıyan yere gitti. Aman Allah’ım, ben hamileydim! Kimden? Ama daha önemlisi; ben kimdim? Gözlerimi tekrar kapatıp hatırlamaya çalıştım. Ama nafile, bir türlü hatırlamıyordum. Kimdim, burası neresiydi, kimden hamileydim, hiçbir şey hatırlamıyordum.
Birinin bakışını üzerimde hissedince tekrar dönüp evin içine doğru baktım. Köşedeki koltuktan bir adam kalkıp üzerime doğru geliyordu.
"Hayatım sonunda uyandın! Ağrın var mı?” dedi bana yaklaşırken.
“Sen kimsin? Ben neden buradayım? Ben… Ben hiçbir şey hatırlamıyorum!” diye cevap verdim, korkuyla bana yaklaşmış olan adama bakarak. Onu hayatımda bir kere bile olsun görmediğime yemin edebilirdim. Uzun boyluydu. Öyle çok yakışıklı sayılmazdı lakin gözleri sevgi dolu bakıyordu.
“Korkma canım!” dedi teskin edici bir sesle, yatağın yanındaki tabureye otururken. “Sakin ol! Bebeğimizi düşün!”
Elim yine gayri ihtiyari karnıma gitti.
“Bebeğimiz!”
demişti adam. Çocuğumun babası o muydu? Kendimi ne kadar zorladıysam da karşımda duran adamla birlikte yaşadığım herhangi bir anıyı canlandıramıyordum kafamda.
“Sen, sen kimsin? Ben kimim?” diye sordum. “Burası neresi? Hiçbir şey hatırlamıyorum!”
korkudan sesim fısıltıyla çıkmıştı ancak.
Adam gülümsedi. “Senin adın Hazal ve ben senin kocan Davut’um.”
Dedi sakince.
“Bu da,” diye devam etti elini karnıma koyarak,
“Bu da bizim kızımız!” Sonra ayağa kalkarak arkasında duran komodinin çekmecesinden bir zarf alıp bana uzattı.
Ben zarfı