Sevtap eken

Sevtap eken
@Sida467
Kitaplara aşık biriyim okurum ve öyküde yazıyorum ilk oykum hazan mevsimi filiz gokdemir köşkler fkg yayınlarından çıktı
Lise
Kahramanmaraş afsin
24 okur puanı
Ağustos 2024 tarihinde katıldı
#OKUDUMBİTTİ #SAHİPSİZ Emine demircanEmine demircanİR #YORUM Emine Demir’in Sahipsiz adlı kitabı, insanın içini derinden etkileyen, duyguların yoğun şekilde hissedildiği bir eser. Kitabı okurken kimi zaman hüzünleniyor, kimi zaman da anlatılan hayatların ağırlığını yüreğinizde hissediyorsunuz. Yazar, karakterlerin yaşadığı acıları, yalnızlıkları ve hayata tutunma çabalarını oldukça samimi ve etkileyici bir dille anlatmış. Sayfalar ilerledikçe kahramanların yaşadığı zorluklara tanıklık ediyor, onların çaresizliğini ve umut arayışını hissediyorsunuz. Özellikle bazı bölümler insanı gerçekten çok duygulandırıyor. Kitap, sadece bir hikâye anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda insanın kalbine dokunan, düşündüren ve empati kurdurmayı başaran bir anlatı sunuyor. Duygusal ve anlamlı bir hikâye okumak isteyen herkese tavsiye edebileceğim bir kitap. Emine Demir’in emeğine ve kalemine sağlık.
Reklam
#OKUDUM BİTTİ #KAHİRE'DE AŞK @SEVİMUCARAYANOGLU #Dilek Özdemir moderatörlügünde kalabalik bir grupla okuyoruz  Sevim OkumusSevim Okumus Uçar yazarıma tşk ediyorum #YORUM  Hep hüzünle mi çalkalanırsın Ramallah, Bileyin köyü? Hüzün coğrafyasında poyraz rüzgâr acı acı esti, kırdı körpe dalları, esir eyledi sevda gönülleri… Semalarda kuşların cıvıltısı sustu… Irmaklarında çağlayan su hışırtısı tez vakitte kesildi, bahar gülleri hüzünlüydü ve çoktan solmuştu… Haşmetle uzanan mor sümbüllü dağlar mutsuz, rengârenk kır çiçekleri küskün, buruk… Kutsal Kudüs için bir tohum düşer toprağına bin yeşerir… Bir gül solar, bin gonca gül tomurcuklanır… Bir şehit düşer, bin mücadele. Kahire’den kalkıp gelen Yasin’i, Songül’ü, Nida’yı ve Naime’yi okurken Filistin için can veren nice isme tanıklık edeceksiniz.
chat.whatsapp.com/GKV9Xpx5Yxm7Irb... okur ve yazarlarımızın gruba bekleriz
OKUDUM BİTTİ Yusuf AtalmışYusuf AtalmışİLGAN #AYLAK ADAM #YORUM Aylak Adam, Türk edebiyatında modern bireyin iç sıkıntısını, toplumla uyuşmama hâlini ve derin yalnızlığın en yalın ama en çarpıcı biçimde anlatan romanlardan biridir. Romanın kahramanı C., çalışmayı ve “düzenli hayat” fikrini reddeder; günlerini İstanbul sokaklarında dolaşarak geçirir. Ancak bu aylaklık bir tembellik değil, dünyaya karşı sessiz bir başkaldırıdır. C., insanlarla gerçek ve sahici bağlar kurmak ister fakat karşılaştığı ilişkiler ona yapay gelir. Aşkı arar, fakat bulduğu her şey eksik kalır. Kalabalıklar içinde dolaştıkça daha da yalnızlaşır. Şehir onun için hem bir sığınak hem de bir labirenttir.  “Düzene sığmayan bir ruhun hikâyesi.” Afşin Okuma Grubu’nun şubat ayı için seçtiği Aylak Adam’ı, Yusuf Atılgan’ın kaleminden grupça okuduk. Hepimiz için çok keyifli ve verimli bir etkinlik oldu.
Hatırlatmayan aşk
Hava, Aralık ayının sonunun kendine has gri tonlarında asılıydı. Gökyüzü, karla karışık ince bir yağmurun toprakla kavuşmasına izin veriyordu. Zeynep, apartman dairesinin küçük mutfağında kahve makinesinin homurtusunu dinlerken dışarıyı seyrediyordu. Cam buğulanmıştı. Parmak ucuyla minik Ege’nin adını yazmış, sonra silmişti. Kahve fincanına süt eklediği sırada telefonu çalmaya başladı. Zeynep o kadar dalmıştı ki, duymadı.  Telefon  inatla çalmaya devam ediyordu ve Zeynep birden sesi fark etti. Telefonun ekranında tanıdık bir isim yoktu. Tanımadığı bir numara arıyordu.  Kalbi, birden hızlandı.  Telefonu açtı :  "Zeynep Aydemir ile mi görüşüyorum?" “Evet, buyurun!” “Ben Dr. Fikret Kaya, eşiniz Yalçın Aydemir ve oğlunuz Ege Aydemir... Bugün sabah saatlerinde bir trafik kazası geçirdiler. Lütfen en kısa sürede hastanemize gelir misiniz?” Sözcükler sanki birer kurşun gibi kalbine saplandı. Zeynep’in elinden kayıp giden fincan yere düştü. Fincan tuzla buz olurken mutfakta ses yankılandı ama duymadı. Zeynep’in kulakları uğulduyordu, sanki kalbi atmayı bırakmıştı. Dizlerinin bağı çözülür gibi oldu, sendeledi ama düşmedi. Bir şey,  güç, belki de bilinçaltı onu ayakta tuttu. > “Oğlum... Oğlum yaşıyor mu?” “Lütfen gelir misiniz hanımefendi. Telefonda daha fazla bilgi veremiyoruz. Burada yüz yüze.” Zeynep telefonda söylenen bir şey dışında diğerlerini duymamıştı. Telefon kapanmıştı ama Zeynep hâlâ kulağında tutuyordu. Birden kendine geldi. Titreyen ellerine sonra telefona baktı. Ceketini bile üzerine almadan koşarak evden çıktı. Asansöre binmek bile aklına gelmemişti, dört katı koşarak indi. Sokakta ilk gördüğü taksiye kendini attı.  “Özel Marmara Hastanesi! Lütfen hızlı ama dikkatli olun... Oğlum... Oğlum...” Hastanenin ön kapısından içeri girdiğinde ilk aldığı şey steril
Reklam