Saf ve tertemiz bir aşkın, sevipte kavuşamamış iki gencin hikayesidir Mihriban. Şair Abdurrahim Karakoç der ki "O bana mektup yazardı, ben ona yazamazdım. Elin kızının evine mektup mu gönderilir, ayıptır. Yaşadığı şehirde bir gazete çıkardı, ben o gazeteye şiirler yazardım. Herkes şiir diye okurdu ama Mihriban bilirdi ki kendine mektuptu onlar." ..ve ilk Mihriban şiirini 1960 yılında yazar Karakoç;
Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışım çözülmüyor Mihriban,
Ayrılıktan zor belleme ölümü,
Görmeyince sezilmiyor Mihriban..
Yâr deyince kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor,
Lambada titreyen alev üşüyor,
Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban...
Tabiplerde ilaç yoktur yarama,
Aşk deyince ötesini arama,
Her nesnenin bir bitimi var ama,
Aşka hudut çizilmiyor Mihriban..
Tarife sığmıyor aşkın anlamı,
Ancak çeken bilir bu derdi, gamı,
Bir kördüğüm baştan sona tamamı,
Çözemedim, çözülmüyor Mihriban..
Kızın ne saçları sarı ne de adı Mihriban’dı. Karakoç o kadar ince düşüncelidir ki, sevdiğinin ismi dile düşmesin, ele güne karşı rezil olmasın diye Mihriban isminde gizlemiştir onu.
Ailesi kızı istemeye gittiğinde, ilk seferinde "okul okuyor kızımız" diyerek, ikinci seferde ise "Nişanlı bizim kızımız" diyerek reddeder kızın ailesi. Şair anlar kızı vermeye gönüllerinin olmadığını ve Mihriban'a "Mihriban, ailenin rızası yok, onlarla kötü olma, bitirelim bu işi, unut beni" der. Mihriban o son mektubunda gönlünde kor olan aşkını uzun uzun anlattıktan sonra "Unutmak kolay mı? Abdurrahim" diye bitirir mektubunu. Karakoç bu sefer ikinci Mihriban şiirini yazar "Unutursun Mihribanım".. ve bu aşk bir ömür gönüllere gömülür..
Unutmak kolay mı deme,
Unutursun Mihriban'ım.
Oğlun, kızın olsun hele,
Unutursun Mihriban'ım...