Önemsiz anılar mevcudiyetlerini kendi içeriklerine değil içerikleri ile bastırılmış bir başka içerik arasındaki çağrışımsal bir ilişkiye borçlu oldukları için bunları, benim de kullandığım şekilde, <<perde anılar>> olarak adlandırmak mümkündür.
Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile çekmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir… Anlıyorum ki değilmiş… yollar görünmez kayalarla doluymuş… Onlara çarpmamak lazımmış… Daha fenası gizli akıntılar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini gittikçe uzaklaştığını farkedemezmiş… Ta kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar…
Ya bu deveyi güder ya bu diyardan gidersin. Bu diyardan gitmek canıma minnet. Fakat nereye? İstanbul öyle bir hale gelmiş ki sokakta kaldırımların üstünde yatıp ölsen: “Acep insan açlığından nasıl ölürmüş hele bir seyredelim!” diye etrafına bir yığın ahali birikecek…