Yabancilara duyulan nefretin, daima, insanin kendisine duyduğu nefretle bir ilişkisi vardır. Eğer insanların, neden başka insanlara acı çektirip, onları aşağıladıklarını anlamak istiyorsak, önce kendi içimizdeki tiksindigimiz şeylerle uğraşmalıyız; çünkü bir başkasında gördüğümüzü sandığımız düşmanı, ilk olarak kendi içimizde aramamız gerekir. İçimizdeki bu parçayı, bize onu hatırlatan yabancıyı yok ederek susturmak isteriz.
Çağımızın insanı işleri çabuk yapamadığında bir şeyi —zamanı— yitirdiği sanısına kapılır hep; oysa kazandığı zamanı ne yapacağını bilemez, yalnızca öldürmeyi bilir.
Çağdaş insan kendisini bir mal durumuna sokmuştur; kişilik pazarındaki yerini ve durumunu düşünerek yaşam güçlerini en yüksek kârı getirecek bir yatırım olarak görür. Kendisine, öbür insanlara ve doğaya yabancılaşmıştır. Başlıca amacı hünerlerini, bilgisini, kendisini, "kişilik paketi”ni, alışverişin kendi istediği ölçüde dürüst ve kârlı olmasını isteyen biriyle değiş-tokuş etmektir. Yaşamın yükselmekten başka amacı, dürüst bir alışveriş yapmaktan öte bir ilkesi, tüketmekten başka bir doygunluğu yoktur.
İki insan arasındaki gerçek çatışmalar, bir şeyi örtbas etmek ya da suçu üstünden atmak amacıyla yaratılmış olmayan çatışmalarsa, iç gerçekliklerin derin düzeyinde yaşanan çatışmalarsa, yıkıcı olmaz. Böylesi çatışmalar her şeyin aydınlatılmasına yol açar; iki insanın da sonunda daha bilgili, daha güçlü çıkacağı bir iç yıkanma yaratır.