İlknur Kılıç

İlknur Kılıç
@Simurg11
Biraz dağınık ama kelimeleri çok seven bir Edebiyat Öğretmeni
Öğretmen
1987
65 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
Bilmiyorum. Gerçekten bilinmez geliyor bana. Unutmak zor benim için çünkü. Hafızamdaki her anın, insanın karanlık zindandaymış hissine kapılıyorum hep. Alçak tavanlı, hıncahınç dolu bu zindandan kimse kaçamaz ve çıkamaz gibi. Umut yok, nafile. Unutmayı öğrenmek için egzersiz yapılması gerekiyorsa yapılabilir ama işe yaramaz. Unutan insanların ruhlarının farklı yaratıldığını düşünüyorum. Onların ruhları kendinden geçiyor, sersemliyordur sanırım. Unutan ruhun aklı gitmiş, kendini kaybetmiştir. Bilmiyorum. Hayrettin avucunun içine ceviz aldı. Sıkıştırıp kırınca açıldı cevizler. Parmaklarıyla, ameliyat eden cerrah hassasiyetiyle ceviz içini kabuğundan ayırıp bana verdi. Sonra bir cevizin kabuğunu daha kırıp kendine aldı. Hatırlamak da tıpkı Hayrettin'in cevizleri avucunun içinde sıkıştırıp açtığı gibi beni de açıyordu. Hatırladıkça kabuğumdan çıkıyordum.
Tepedeki cızırtılı elektrik lambasını besleyen cereyanın kararsızlığıyla bazen yavaşça kararan, bazen de flaş patlamış gibi ansızın aydınlanan santralda nefesler tutulup beklendiği o anda, endişeden umuda, korkudan kararlılığa kadar insanoğluna mahsus bütün ifadeler, sanki içi çivili çelik maskeler gibi balyozla oradakilerin yüzlerine çakılmıştı. Acıklı bir musikiye âdeta besmele çeken Azrail Aleyhisselam, adamların gönül tellerine demir mızrabıyla tek tek vurup titreterek sanki bir kadansa kalkmış, ama yedinci teli anca bir çınlattıktan sonra duraksadığından işte bu hisli ton, üstlerinden karar ve emir bekleyen biçarelerin ruhlarında yankılanır olmuştu. O anda bakakaldıkları korkunç bir Kiklop'un gözü içinde, kıpırtısız donakalmış gibiydiler. Hemen hepsinin zihni istiap haddini dimağları artık kâfi gelmediğinden galiba çehrelerindeki adaleler imdada yetişiyor, herkes sanki bu defa suratlarıyla düşünmeye başlıyor, alınlar ziyade kırışıyor, çeneler sağa yahut sola çarpılıp öylece kalıyor, yanaklarda ise zaman zaman bir tik atıveriyordu.
Edebiyat
Fakat cepheyi düşünmek istemiyorum. Kovuyorum bu hayali kafamdan. Odam konuşsun diye bekliyorum. Odam beni tutsun istiyorum. Yerimin burası olmasını istiyorum. O kadar ki, cepheye döndüğümde de odam üstün çıkmalı. Cephede olduğum zaman da odamı düşündüğümde savaşı unutabilmeliyim. Savaşın geçici olduğuna, etkisinin de bir gün gelip silineceğine, savaşın gücünün sadece dışsal olduğuna inanmak istiyo rum... Kitapların sırtları dizi dizi duruyor. Onları ezbere biliyorum. Raflara böyle sırayla dizişimi hâlâ hatırliyorum. Gözlerimle yalvarıyorum onlara: «Bana bir şeyler anlatın! Konuşun benimle! Sarın beni, sıkı ca tutun! Gençliğimin dünyası! Ey aylak, güzel dünya, beni tekrar kendine çek!>> Bekliyorum, bekliyorum... Gözümün önünden hayaller uçuşuyor fakat beni tutamıyor lar... gölgeden ve anıdan oluşan şeyler. Hiç, hiçbir şey! Huzursuzluğum çoğalıyor. İçimden ansızın korkunç bir yabancılık duygusu yükseldi. Bu dünyaya giden yolu kaybetmişim. Olanca uğraşım, yalvarışlarım nafile!
1000Kitap
“Aynı havayı değil aynı ateşi solumaktır aşk. Her nefeste biraz daha zehirlenmektir. Kanının değil ruhunun kaynamasıdır aşk. Eriyememek, yok olamamaktır. Kavurucu bir çileye saplanmaktır. Dünyayı yakıp kül ettiğini sanırken yalnızca kendinin katili olmaktır. Aynı ateşin sevişen iki arsız alevi olmaktır aşk. Daimi bir kavgaya tutuşmaktır. Hiddetle çarpışmak, çarpıştıkça çoğalmaktır. Nefessiz kalıncaya dek yanmak. Ölmek için yalvarmak. Ölememek ve yaşayamamaktır aşk.”
1000Kitap
Her şeyden önce eli öpülesi bir kadınım ben... Daha özene bezene yaratılanım. Benden önce dünya tam olmadığı için, bir eksik, güdük kaldığı için, benden öncekinin dünyasını güzelleştirmek ve renklendirmek için gelenim, gönderilenim... Merakla beklenenim... Özlenenim... Beden olarak güçlü olmasına rağmen her zaman içinde bir zayıflık taşıyacak erkeği çekip çevirmek için teşrif edenim ben... Ve en nihayetinde bir yazarım ben, yazar... Hissiyatı kuvvetli, özel ve bilinçli olanım, her şeyi bilenim ve fark edenim, hissedenim.
Edebiyat