Doğa şartlarının çok zor olduğu Pasifik kıyılarında bir kasaba ve bu doğa şartlarında ayakta kalmaya çalışan derme çatma yapılar… Bu yapılardan birinde yaşayan bir çift Damaris ve Rogelio. Bu çift genç yaşta evlenmelerine rağmen ve çocuk istemelerine rağmen bir türlü çocuk sahibi olamaz ve bu durumu kabullenmeye çalışır. Hayatındaki boşluğu bir şekilde doldurmaya çalışan Damaris dişi bir köpek sahiplenir ve ona aslında çocuğuna vermek istediği ismi verir: Chirli. Ona çok bağlanır, koynunda taşır, yemeğin iyi tarafını hep ona verir ta ki köpeği bir gün uzunca bir süre kaybolup hamile bir şekilde dönene kadar. Damaris’in sevgisi bu günden sonra nefrete dönüşür.
Damaris’in çocukluğuna, travmalarına da değinen yazar aslında köpeğine sevgisinden dönüşen nefretinin de altını dolduruyor. Bunu yaparken annesizliği, sınıf ayrımını, toplumsal baskıyı da aslında kısacık görünen bir kitapta başarıyla anlatıyor.
Damaris’in Chirli’ye olan sevgisinin birden nefrete dönüşmesi Damaris’in kendiyle ilgili hislerinin de bir yansımasydı bence. Kadının yarım kalmış hissettirilmesiyle nefretinin büyüdüğü bir roman Köpek.
Tek eleştirim bazı bölümlerin çok kısa geçilmesiydi. Daha uzun anlatılmasını istediğim yerler vardı aslında.
Kısaca aslında rutin bir hayatı anlatan ama bunu etkileyici bir şekilde yapan bir kitaptı Köpek. İnsanın psikolojik durumunu kişisel meseleleriyle altını doldurarak bir yandan da toplumsal sorunlarla destekleyerek bir hikaye şeklinde, basit ama etkili cümlelerle anlatması kitabın bendeki etkisini derinleştirdi. Betimlemeleri özellikle çok başarılıydı.