Hafif vızıltı, hışırtı ve öksürme seslerinin doldurduğu kütüphanenin salonundayken, Mutlular Adası'nda mı yoksa tam tersine bir ceza kolonisinde mi bulunduğumu sorardım sık sık kendime.
Hepimiz, en önemsiz ayrıntıya bile dikkat ettiğini düşünenlerimiz dahil, tıpkı bir tiyatro yönetmeninin oyununu sahneleyebilmek için başkalarının oyunlarında da kullanılmış dekor parçalarından yararlanması gibi bizden önce başkaları tarafından sıkça tekrarlanmış sözcüklerden medet umarız. Hakikati vermeye çalışırız, ama bunun için ne kadar gayret edersek edelim, tarih sahnesinde ezelden beri oynanan oyun bir yerde gelip aklımıza takılır: savaş meydanında ölen trompetçi, düşmana süngüsünü saplayan piyade eri, gözünün feri sönmüş bir at, savaş kargaşasının tam ortasında generallerinin çevrelediği yaralanmaz imparator. Bizim tarihle ilgilenmemiz, derdi Hilary, diye sözlerine devam etti Austerlitz, aslında önceden hazırlanmış, hafızamıza kazınmış kalıp sahnelerle ilgilenmekten ibarettir, biz hep bu sahnelere baktık, oysa gerçek başka yerde, henüz hiç kimsenin keşfedemediği kuytu bir köşede.