köyün gözleri paula'nın üstündedir, tıpkı hayatı düzenlenmiş ve sınırlandırılmış herkesin üstünde olduğu gibi. köyün gözleri hiç kimsenin bu sınırları geçmemesine dikkat eder.
hele doğurmak kesinlikle eğlenceli değildir, insanı çok zorlar. ama yine de: bir anne olarak insanın varlığı birkaç yıl için daha gerekçelendirilmiş ve güvenceye alınmış olur.
Beliz Güçbilmez, "kurmacalara neden muhtacız?" gibi dikkat çekici bir alt başlığa sahip kitabıyla ufkumuzu açıyor. Her şeye 'yarar' gözüyle bakıldığı ve temel ihtiyaçların dahi karşılanmasında zorluklar yaşandığı bir dönemde genellikle çevremizin, ara sıra da kendimizin sorduğu "edebiyat ne işime yarayacak?", "şu romanı okumanın bana bir getirisi olacak mı?", "izlediğim bu filmin gerçek hayattaki yeri ne?" vb. sorulara geniş perspektiflerden açık zihnin ürünü cevaplar vererek kurmacalara olan inancımızı tazeliyor. Kurmaca zihninin nasıl çalıştığından, kurmaca- gerçeklik ilişkisinin tarihsel seyrinden, göklerde konumlanan mitlerin yeryüzüne kurmaca kılığında inmesinden, kurmacalardaki anlatıcının geçirdiği dönüşümlerden, benzerlik-farklılık diyalektiğinin çalışma düzeninden gözümüzü kırpmamıza müsaade etmeden bahsediyor. Kağıt üstündeki ölü harflerin okur zihninde yarattığı canlı dünyanın, insan zihninin ürünü metaforların hayatla aramızda kurduğu köprünün tılsımına vecd ile bakıyoruz. Günlük hayatın hayhuyu ve kaygıları arasında elimizi attığımız kitaplar hakkında yazara kulak veriyoruz: "Öyleyse belki de kurmacalara yönelirken niyetim kafamı dağıtmak değildir de gündelik hayatın darmadağın ettiği zihnimi toplamaktır. (...)anlam veremediğim gündeliğin zihnimde açtığı yaralar, kurmacalar karşısında tatlı tatlı kaşınarak iyileşir."