"Sabahleyin yola çıkmak, dağların veya denizlerin rüzgarını yüzlerimizde duymak, çarmıhı taşımak, onu kayalara, insanların yüreklerine dikmek ve dünyayı ele geçirmek ne hoş olurdu! Mesihin uğruna hor görülmek, dövülmek, derin kuyulara atılıp ölmek ne hoş olurdu!"
"Tanrı'yı bulmak için ne de kötü bir yol seçmişim," diye mırıldandı, "bu ne ıssız bayır böyle, baştan başa kayalık ve uçurum! Seslendim, seslendim, sesim ıssız dağdan top gibi yuvarlana yuvarlana geri geldi, ben de bunun cevap olduğunu sandım!"
"Yedi kat göğe sığamadım," dedi. "Ne yedi büyük erdem ne de yedi büyük fikirle yetindim. Şimdiyse, bu ne mucizedir kardeşlerim? Küçücük bir ev yetiyor da artıyor bile benim için, bir lokmacık ekmek, bir kadının basit sözleri!"
" 'Zeytin ağacı silkilecek ama iki-üç zeytin üstünde kalacak, en yüksek dallarda üç-dört zeytin,' demişti İşaya Peygamber... Cesaret beyler. Geri kalan zeytinler biz olacağız. Bütün yapmamız gereken şey, kaçırmamak için hocayı yanımızda tutmak! ”