Evet İbrahim İshak'a veda edecekti ama geride kalan kendisi olacaktı, ölüm onları ayıracaktı ama av İshak olacaktı. Yaşlı adamın eli ölüm döşeğindeki İshak'ı mutlu, kutsarcasına değil, hayattan bezgin, haşince tutacaktı. Ve onu sınayan Tanrıydı. Evet, lanet olsun! Böyle bir haberle İbrahim'in ta önüne kadar gelebilmiş haberciye lanet olsun. Kim böylesi bir acının haberciliğini yapabilecek kadar yürekli olabilirdi ki! Ne var ki İbrahim'i sınayan Tanrıydı.
İbrahim'in dudaklarındaki hayır duası, bu meyve şimdi zamansız koparılacak ve anlamını yitirecekti; İshak kurban edilecek olduğuna göre bunun ne anlamı kalmıştı ki! İbrahim'in sevgi ile bağlı olduğu her şeye veda edeceği bu hem kederli hem mutlu saat, saygın başını bir kere daha yukarı kaldırarak tüm benliğini İshak'ı bir ömür boyu kutsamaya yetecek bir güçle bir tek hayır duasında toplayacağı, yüzünün Tanrınınki gibi ışıyacağı bu an gelmeyecekti!
Asayı ihtiyardan kapıp alan kim? Ona asayı kendinin kırmasını emreden kim? Kır saçlarını soğuk ve kasvetli yapan kim, bunu kendinin yapmasını emreden kim? Bu saygın ihtiyara, bu masum çocuğa hiç mi merhamet yok! İbrahim Tanrının seçilmiş kulu ve onu sınamaya sokan da Tanrı olduğu halde. Her şey şimdi heba olacaktı!