Felsefede ilerleyenler, sadece sözlerini yarıda kesenler, sınırlılığı ve endişenin makûl bir safhasındaki rahatlığı kabul edenlerdir. Her mesele, eğer dibine dokunulursa kişiyi iflasa götürür ve zihni açıkta bırakır: Artık ufuksuz bir alanda, ne sorular ne de cevaplar vardır. Sorular kendilerini tasarlamış olan kafaya karşı dönerler: Kafa soruların kurbanı haline gelir.
İnsan, aylaklıktan kan dökmeye kadar uzanan bütün fiil yelpazesini, sadece fiilin anlamsızlığını idrak etmediği için kullanır: Yeryüzü üzerinde yapılan her şey, boşluk içinde bir doluluk yanılsamasından, Hiçlik'in esrarından gelir...
Ama ihanet etmenin çok daha karmaşık olan, doğrudan göndermesi, bir konu ya da kişiyle ilişkisi olmayan bir yolu vardır. Şöyle: Her şeyin neyi temsil ettiğini düşünmeden bu her şey'den yüz çevirmek; muhitinden ayrılmak; sizi yoğurmuş olan, çevreleyen ve taşıyan cevheri –metafizik bir boşanmayla– geri çevirmek.