S.

S.
52 okur puanı
Temmuz 2017 tarihinde katıldı
Doktor bütün bunları duyar, en iyi konuştuğu ve işin iç yüzünü bilen kimseler tarafından bile budala yerine konduğunu bilir, fakat, dediğimiz gibi, garip bir inatla eskisi gibi işine devam ederdi. Bütün bunları, büyük bir ideal sahibi olduğundan, yahut insanlar için derin bir sevgi beslediğinden değil, başka türlü olanlara karşı, adeta hastalık halinde, bir tiksinti duyduğundan yapıyordu. En çok şefkat gösterdiği hastalarına muamele edişinde bile: "Sizin de elinize fırsat geçse ötekiler gibi namussuz olursunuz... Ben bunu pekâlâ biliyorum, fakat ben sizin gibi olmadığım için işte sana karşı da bütün vazifelerimi fazlasıyla yapıyorum!" demek isteyen, insanlara inancını kaybetmiş, acı bir hal vardı.
Sayfa 85
... şimdiyi aydınlatmak için geçmişten aydınlık oklar atmayı sevmem,yani, demek istediğim, bize kuzeyi göstermek için denizin dibinden pusula gelmediğini biliyorum, çoğunlukla bunun tersi olur: Denizin en koyu derinliklerine ışığını yansıtan şey şimdiki zamandır.
Sayfa 29
Giderek sanki omuzlarımda birikmiş yükün bütün ağırlığını onun sırtına yükleme tehlikesi belirmiş gibiydi ve o zaman tam aksine, onu aklıma gelen kötü düşüncelere karşı sürdürdüğüm bu sessizlikten korudum, evet, her birimizi iki ayrı dünyada bırakan geçirgen duvarı örmeyi başarmışım gibi, yani ben hiç ilerlemeyen inşaatın çamuru içine, o ise basit biçimde çocukluğuna batıyordu. Ama işler böyle yürümez, değil mi? Belki de çocukluk diye bir şey de yoktur. Belki de hangi yaşta olursa olsun, dünyayı olduğu gibi hazmederiz ve hepsi bu. Ve sadece bazı saatler akıp giderken sizi inşa edecek siyah işaretler bırakır. Kapalı televizyon önünde Erwan. Mutfakta beni düşüncelere dalmış halde izleyen Erwan. Banka şubesinin camı ardında Erwan. Odanın kapısının ardında Erwan. Pontonlarda Lazenec'in büyük teknelerini izleyen Erwan.
Sayfa 72
Zaten onu gerçekten öldürmedim: Onun fiziksel olarak işini bitirme görevini deniz üstlenmiş gibiydi, ama adalet- adaleti, dedim hâkime, sadece insanlar yerine getirebilir.
Sayfa 129
İkimiz, yüz yüze bakmaya cesaretleri olmayan iki oyuncu gibiydik, daha çok seyircilere bakıyorduk, sanki bütün koy seyrediyordu bizi, su, gökyüzü ve çamur, her üçü de soluklarını tutmuş dikkatle bizi izliyordu. Ben de açıklara, gökyüzünü buğulandıran yağmur altında pek seçilmeyen sarp kayalara bakıyordum, ben de sessizlik içinde düşüncelerimizi alabildiğine paylaşırken, dil bile yararsız bir lüks haline gelmişken, zira söyleyecek hiçbir şey yoktu, anlaşılacak hiçbir şey kalmamıştı, en azından anlamak demek “işte böyle", “o halde” gibi sözcüklerle birleşen ve aydınlığa kavuşan bir cümleyse, ama hayır, anlamak demek, dedim hâkime, daha ziyade derinlemesine hissetmek demektir ...
Sayfa 110