Bir yakını öldüğünde bazen insan hiçbir suçu olmadığı halde kendini suçlamaya başlıyor. Hatta o kadar ileri gidiyor ki tamamen önemsiz göz ardı edilebilecek çok küçük şeyleri bile "bu benim yüzümden oldu" diye abartıyor.
Psikolojide bunun adı yas kaynaklı kendini suçlama ya da grief guilt yani yas suçluluğu.
Aslında bunun sebebi şöyle: Beyin ani ve açıklanamayan bir kaybı kabul etmekte çok zorlanıyor. "Neden oldu bunu nasıl engelleyebilirdim" diye sürekli anlam arıyor. İşte bu yüzden "keşke şöyle yapsaydım keşke o ufak şeyi yapmasaydım" diye döngüsel düşüncelere saplanıyor.
Bu düşünceler mantıksız olsa bile bir amacı var. Kişi kendine "eğer suçlu bensem demek ki olay benim kontrolümdeydi o zaman belki bir dahaki sefere daha dikkatli olsam bunu engelleyebilirim" diyor. Böylece içindeki o büyük çaresizlik ve güçsüzlük hissi biraz olsun azalıyor. Beyin acı karşısında kendine küçük bir kontrol yanılsaması yaratmaya çalışıyor.
Özellikle ani ölümlerde bu çok sık oluyor. İnsan yapmadığı bir şeyden ya da yaptığı ama çok önemsiz bir hareketten dolayı kendini suçluyor.
Söylenmemiş sözler bitirilmemiş işler falan hep bu döngüye dahil oluyor.
Kısacası bu suçluluk hissi sevdiğini kaybetmenin yarattığı derin çaresizliğe karşı beynin ürettiği bir koruma kalkanı gibi bir şey. Çoğu insanda zamanla azalıyor ama bazen de çok yoğun ve uzun sürebiliyormuş.
Zamandan, kıyısında oturup akışını izlediğiniz bir ırmak yaparsınız. Oysa içinizdeki başsız ve sonsuz olan, yaşamın başsız ve sonsuzluğunun ayırdındadır. Bilir ki, dün, bugünün anısından ve yarın, bugünün düşünden başka bir şey değildir.
Yüreğinizin yalnızlığında barınamaz olunca da dudaklarınızda yaşarsınız; bir oyalanma ve eğlence olur ses.
Konuştuklarınızın çoğunda, düşünce yarı yarıya katledilir. Çünkü enginlerin kuşudur düşünce kelimelerin kafesinde kanatlarını açsa da uçamaz.