“İsmini söylerken dudaklarım kurudu.
Dirseklerin masanın üzerinde, elinde yarısına kadar kendini bitirmiş sigaran, sigaranın izmaritinde dudağından bulaşan ruj..
Konuşurken gözlerini bakmaya çalışıyorum, gözlerim korkak, etrafa kaçıyor..
Bira söylemeliydim diyorum ya da en alkollüsünden her neyse..
Sesin kulağıma kelime kelime dokunuyor, önce işinden bahsediyorsun, sonra okuduğun kitaplardan..
Ne söylesen inanacak gibiyim..
Masanın altında ayaklarım birleşik, heyecanlıyım, ayaklarım titriyor. Bunu açıklayamıyorum. Saçların sırtından dökülürken duruma müdehale edip dağılan ayrık kısmı çoğunluk ile birleştirme istiyorum, içimde bu, aklımdan geçiyor, yapamıyorum..
Umresinde dindar, duvarında yüzüm yahudi..
Bu çizgide, dünyanın tam burasından yalnızca konuşurken arada beliren dişlerini seyretmek istiyorum..
Aklımdan seni öpmek geçiyor,
Aklımı parmaklarının arasına geçirip avuç içine kaynamak geçiyor,
Aklımdan seni güldürmek geçiyor.
Kahveye uzanıyorum, dilimin üzerinde filtre kahve acılığı, senin üzerinde iki düğmesi açık beyaz gömlek tatlılığı..
Anlatıma girerken cümlenin başına her seferinde adını koyuyorum..
Adını söylemenin onuru ile gururlanıyorum..
Bu adı daha önce de duymuştum diyorum..
Hiç bir şey ifade etmeyen türünden, adın yüzüne, adın dudağım yapışıyor, adını oluşturan her harfi doğru ses ile tekrarlıyorum, sonra içimden..
....
Cafe’deki amber sarı şarkıyla, şarkıdaki enstrüman gözlerinle çalınıyor, mırıldanıyorum..
Masadan kalkmadan küçük bir dans?
Vakit diyorum, o omzundaki fillerden bahsediyor..
Parmaklarımın dışını yanağına sürtüyorum, mütevazı bir temas..
“Çoklu evren”diyorum, bu bizim ilk ve son şansımız olabilir..” beni öp” diyorum, beni hemen şimdi öp..
“Ölü ozanlar derneği”diyorum,
yarın çok soğuk olabilir..
İçimden..
Kahvenden bir yudum alıyorsun,