İlkel artık karşımda değildi.
Gitmişti.
Ölüm İlkeli gitmişti. Beni almamıştı, derinlerde gizli bir yerimde bir rahatlama baş gösterse de dağılıp gitti. Anlaşmayı yerine getirmemişti.
Aşk.
Onları öldürebilecek kadar savunmasız bırakan ölümcül tek bir zaafları vardı, o da aşk.
Onu kendine aşık et, zaafı haline gel, sonra da işini bitir.
Son sayfayı okuyup kitabı kapattıktan sonra göz yaşımı silip, ben ne okudum dedim. BEN NE OKUDUM!! Bütün bunlar nasıl oldu, biz buraya nasıl geldik, bu nasıl bir başlangıç, nasıl bi bitiş. Sonun başlangıçı dedikleri bu olsa gerek. Mükemmeldi her sayfasıyla, her satırıyla.
Birbirlerini bir damla kanda boğacak karakterlerin kutsal bir amaç uğruna yan yana gelip, böyle kusursuzca kusurlu bir ekip oluşturması ve okurken keyiften dört köşe olmak mükemmeldi.
Gabriel, Dior, ve Celene…ve gündoğumu için verdikleri mücadelede onlara eklenen diğer karakterlerin derinliği o kadar yerinde yazılmış ki.. Phoebe favori kadın karakterim gerçekten. O güç o inanmışlık ve adanmışlık mükemmeldi.
Celene’ın ve Gabriel’in arasında ki sır perdesi biraz da olsa açılıyor ve bir çok şeyi öğreniyoruz, fakat bitti mi..tabiki bitmedi daha neler neler var.
Dior’un kitaplara konu olacak azmi ve dayanıklılığı kendine hayran bırakacak türdendi. Gabriel ile kavuştuktan sonra onun kollarında kendini bırakmasını o kadar iyi anlıyorum ki… Canım Gabriel ve Dior bağı diyorum.
Bir çok sır bir çok ölüm ve bir çok kavuşma okuduk ama sona gelince aslında daha hiç bir şey okumadığımızı sadece bir geçiş yaptığımızı anlıyoruz. Çok katmanlı, zeka savaşlarıyla dolu bambaşka bir kurgu..