Belki de büyümemiz için babamızın ölmesi gerekiyordu. Yoksa Freud, "Dostoyevski ve Baba Katilliği" incelemesinde bunu mu anlatmak istiyordu? Babalarını öldürmeyen çocuklar hiçbir zaman büyüyemezler. Elbette mecazi anlamda. Baba, geçmiş kültürü temsil ediyordu, eskinin ağırlığından kurtulmak için, ebeveynlerin ağırlığından kurtulmak mı gerekir demek istiyordu ünlü psikanalist? Bu toprakların kültürüne ne kadar uzak bir önerme... Biz, hakiki anlamda babamızı öldürsek bile mecazi anlamda öldüremeyiz. Hep bir baba figürüne ihtiyacımız var.
"Onu hâlâ seviyor muydunuz?"
Ne kadar da kolay soruyordu. Onu seviyor muymuşum? Sevmek mi? Ona tapıyordum. O gönlümün kederi, sevinci, ruhumun gıdasıydı. Hayatımın anlamı, soluk almamın nedeniydi. O benim delice tutkum, hiçbir zaman iyileşmeyecek yaramdı. Tatlı tatlı sızlayan, yeryüzünün en güzel yarası... Ama siz bunu nereden bileceksiniz küçük hanım diye haykırmak geçti içimden. Yapmadım tabii...
Artık bıktım kibar biri olmaktan. Bugüne kadar duyarlı davrandım da ne oldu? Önemsiz sayıldım, küçümsendim, kaldırılıp bir köşeye atıldım. Evet, başıma ne geldiyse, şairin dediği gibi incelikler yüzünden...