Sözcükler acıtıyor ama metaforlar arayı buluyor, tıpkı köprüler gibi; ve sözcükler köprü yapmak için kullanılan, toprakta ıstırapla yontulan yeni bir şey, ortak bir şey, tek bir Vardiyadan fazlasını yaratan taşlar gibi, demek istedim.
Ama demedim. Sense yaralardan bahsettin.
Zor — çok zor, tüketmek isterken arkadaşlık etmek; “Hala benimle misin” diye sorduklarında, mektuplarını “Sevgilerimle,”diye bitirdiklerinde bunu gerçekten kastedenleri bulmak.
Ben de gidiyorum. Çoğundan daha uzağa, daha hızlı, daha sık seyahat ediyorum; okuyorum, yazıyorum, şehirleri seviyorum. Bir kalabalığın içinde yalnız, ayrı ama ait olmayı, gördüğümle olduğum arasına mesafe koymayı…
Olasılık kuramı, deterministik olmayan olayların matematiksel soyutlamalarını irdeler. Aynı zamanda ise tekil bir olaydan ibaret kalabilecek veya zamanla, görünüşte rastgele biçimde değişebilecek olan ölçülmüş sayısal miktarları da inceler.
Rastgele bir olay dizisi birkaç kez tekerrür ederse, belli düzenler tespit edilip incelenebilir ve böylece insan gözlemcilerin kaosu gerçekten çözdüğü ve anladığı yanılsaması yaratılır.
Ama bizzat varlığımız, evrenin olasılık alanında yaptığı bir saha araştırmasıysa? Hepimiz bir simgeden, ufak tefek değişikliklerle önceki deneklerden kopyalanan niteliklerden kurulmuş matematiksel bir soyutlamadan ibaret olup benzer içgüdülerle dünyaya salınmışızdır.
Akıbetlerimiz, yukarılarda bir araştırmacı tarafından toplanır, mutluluk olasılığının, dört başı mağrurluk olasılığının, hayatı kendine zehir etme olasılığının hesaplandığı kozmik bir çetele tutulur. Şans olasılığının.
Bir denek fukara ve hastalıkla doğup hayatının sonunda kendisini en şanslı dilim arasında bulabilir mi? Bir denek zengin ve sağlıklı doğup sefalet içinde ölebilir mi? Hepsine tanık olduk. Tanık olduk olmasına ama hani nerede bu belli düzenler, evren bulgularını ne zaman saygı duyulan bir hakemli dergide yayımlayacak? Belli bir kozmik olayın diğerlerinden daha fazla gerçekleşme olasılığının oranı ne?
Ne kadar da olasılık dışı. Gene de buradayız işte.