Eleştiri ile yaratı, bilimle sanat arasında öteden beri sürüp gelen bir savaştır bu, birbirine denk sayılmayacak güçlerin savaşı; öyle bir savaş ki, bilim hep zaferle çıkar savaştan ama bunun kimseye yararı dokunmaz; oysa sanat dönüp dolaşıp inanç, sevgi, teselli, güzellik ve edebiyat sezgisinin tohumlarını saçar çevreye ve her zaman için de karşısında verimli topraklar bulur. Çünkü yaşam ölümden daha güçlüdür, inanç ise kuşkudan daha kudretli.
İyilik yapmak zordu. Erdemi yerine getirmek güçtü. Sebatı korumak pahalıydı. Ahlak için hayatını vereneyse yazıktı. Bunları yapmak her milletten insan için sancılıydı. Bu sancıya meydan okumak için, onu fethedecek mutluluğun bir yerlerde gizlenmesi gerekti. Resim, şiir, hatta tiyatro... Onlar bu sancının içini dolduran mutluluk hissinin diğer adlarıydı.
Bahar herkesi mayıştırır. Kediler fareleri yakalamayı, insanlar borçları olduğunu unutur. Böyle zamanlarda insan bir ruhu olduğunu bile unutur, hislerini kaybeder. Sadece kanola çiçeklerini uzaktan seyrettiğinde gözleri açılır. Tarlakuşunun sesini duyduğunda ruh tekrar belirir. Tarlakuşu sadece ağzıyla değil bütün ruhuyla öter. Ruhun sese yansıdığı şeyler arasında tarlakuşununki kadar canlısı yoktur. Ah, mutluluk. İşte böyle düşünüp böyle mutlu olmak şiirdir.
Mutluluk arttıkça hüzün de iyiden iyiye artar. Keyif hissettikçe çekilen acı büyür. Bunları ayırmaya çalışırsan hayatın akışı bozulur. Bir araya getirmeye uğraşırsan başarısız olursun.