Ah şu hikayeciler! Yararlı, hoş, güzel şeyler yazacaklarına en gizli saklı şeyleri kazıp çıkarırlar!... keşke yazı yazmalarını yasaklayabilseydim. Ne bu canım, okursun, okursun... dalarsın düşüncelere. Daha ne olduğunu bile anlamadan kafana bir sürü garip düşünce doluşuverir. Keşke topunun yazmasını yasaklayabilseydim, keşke!
Toprağımızı satmak mı? O halde neden havayı da satmıyoruz ya da ulu denizi? Büyük ruh bütün bunları hepimiz kullanalım diye yaratmadı mı? Hiçbir kabinenin değil beyazlara, birbirilerine bile toprak satma hakları yoktur.
Sırt üstü yatıp düş kurmayı her şeyden çok seviyordum. Bu düşlerin ne karma karışık, ne garip şeyler olduğunu söylemeye gerek yok... ama işte o sıralarda aklıma o düşünceler mayalanmıştı... yok, yok yine yanılıyorum galiba
Geceleri çalışıp bir şamdan alacak yerde, zifiri karanlıkta kalmayı tercih ediyorum. Oturup okuyacağıma kitaplarımı sattım. Masamda duran defterin üstünde bir parmak toz vardır.
Yine o zaman anlamıştım ki, Sonya şayet bütün dünyanın zeki olmasını beklersem çok beklemek gerekecekti. Daha sonraları anladım ki böyle bir şey, hiçbir zaman olmayacak, insanlar değişmeyecek aynı halde kalacaklardır.