DPWW'ın Kapak Resmi
DPWW tekrar paylaştı. 8 saat önce
DPWW, Martin Eden'i inceledi.
 23 May 10:57 · Beğendi · 9/10 puan

Martin Eden…
Kitap olduğunu bilmesem oturur bir köşede yas tutarım. Kurgudur diye avutuyorum kendimi.

Nasıl da güzel işlemiş hayatı Jack London. Bir roman okuduğum fikrine inandırmaya çalışıyorum kendimi. Gerçek olmalı tüm bunlar. Yaşanmış olmalı. Yoksa nasıl bu kadar dozunda ayarlanır anlatım(?).

İtiraf etmeliyim ilk bölümlerinde yine ihtiyar kaldığım (orta yaşa merdiyen dayamış biri olarak) bir roman olduğunu düşündüğüm zamanlar oldu. Yani; sanki daha gençlere hitap eden bir kitap diye düşünmeden edemedim. Bazı yerlerinde (yine ilk bölümleri kastediyorum) sanki tekrara düşmüş diye eleştiresim de gelmişti.
Fakat sonra; tam olarak nereden başlayarak olduğunu hatırlamıyorum ama ortalara yakın, kendimi hayatı ve düzeni eleştirirken buldum. 21 yaşında, denizcilik yapan, eğitim almamış, ailesinden kalan iki kız kardeşinden (biri hiç sevmediği itici bir adamla evli) başka bir şeyi olmayan güçlü, kuvvetli, mert bir adam. Yakışıklı, sevecen fakat kızlara önem vermeyen… Tâ ki…

Bir gün Ruth’un (esas kızımız) ailesinden birini serserilerin elinden kurtarır. Ve onun tarafından yemeğe çağrılır. Yemeğe gidene kadar, belki daha önce hiç bilmediği, zira varoş tabir edebileceğimiz bir yaşam tarzında yetişmiş olan Martin; bu, düzenli ve gayet iyi eğitilmiş ailenin içine katılırken büyük bir eziklik hissetmiştir. Ruth’a olan aşkının başlangıcı da tam burada olur.

Konuya çok fazla girip romanı elinizden almak istemiyorum. Şu kadarını söyleyeyim; biz kitap okuyanların hepsinin hissettiği yalnızlaşmayı göreceksiniz, bilinç arttıkça toplumdan uzaklaşma, sürüden kurtulup kendi kararlarını verme iradesi ve gücü ete kemiğe bürünecek satırların arasında. Benim gibi ‘-izm’lerle (sosyalizm, realizm, idealizm ve bireycilik kitapta geçenlerin başlıcaları) arası sağlam olmayanlarınız için bile açıklayıcı olacaktır. Sınıf farkının hayattaki etkileri öyle güzel işlenmiş ki. Kişinin hiç olmadığı biri gibi nasıl gösterilebileceğini de göreceksiniz, aşkın ‘sefil’ dünyevi ihtiyaçlar için ayaklarının altına alındığını ve aynı değerler uğruna şartlar değişince baş tacı edildiğini de göreceksin. Bir insanın yalnızlığını göreceksiniz. Çaresizliğini. Ve ‘bilmenin’ aslında ne kadar da canınızı yakabileceğini anlayacaksınız!

‘Jack London’ der ve bitiririm.

Matthew Koma - Kisses Back
https://www.youtube.com/watch?v=uhKQQJcFsR8

Nasıl bu kadar geç fark ettim bu şarkıyı! Benim gibi ilgili bir yabancı müzik dinleyicisinin gözünden kaçtığına göre arkasında kimse yok demektir. İlüminatiye katılırsa koladan tutun, diş fırçası reklamlarına kadar girer:) Tut şu çocukların elinden ilumi. :)))

Simply Falling - Iyeoka
https://www.youtube.com/watch?v=9Pes54J8PVw

DPWW tekrar paylaştı. 23 May 09:16

Sosyal medyanın aldatıcı tarafı da bu, işte; sözlerinizin değeri takipçi sayınızın gölgesinde oynamak zorunda. Tıpkı parası çok olanın kalitesinin (insanlığın) cismi varlığıyla (hertür değerli maden ve gayrimenkul) ölçülmesi gibi. O yüzden takipçi satın almak kitap almaktan daha mantıklı gelebilir bazılarına, aldırma gönlüm!

DPWW tekrar paylaştı. 22 May 23:29

Bu devir gerçekten ağır
Ruhlar kör, kalpler sağır
Kimse duymaz sesini
İstediğin kadar bağır çağır.

Sağır gönüllere mi anlatacaksın?
Kör ruhlara mı okutacaksın derdini?
En iyisi çekilip köşeye susacaksın
Ahir zaman insanı ne bilir sevgiyi?

Şiir meraklısı çoktur bu devirde de
Anlayan pek yoktur bu satırların derdi ne!
Göze hitabedebilirsin ancak bu sözlerle
Ruh yok dedik ya, anlamadığın ne!