Küçük bir çocuğun gözlerinden hayatı görmek çok güzel. Çünkü çocuklar her zaman sorguluyor. Fakat büyüdükçe ve yetişkin oldukça her şeye alışmaya ve sorgulamayı unutmaya başlıyoruz. En kötüsü de sorgulamayı seven çocuklara her zaman engel oluyoruz. "Artık kafam şişti. Lütfen daha fazla soru sorma." gibi cümleler kurarak çocukların sorgulama yetisini ellerinden alıyoruz.
Bu kitapda da Barış, annesinin suçlu olması ve kendisine bakacak kimse olmaması sebebiyle hapiste kalmak zorunda . Barış'ın gözlerinden hapis hayatını görüyoruz. Fikir özgürlüğünün olmadığı bir zamanda hapse girmiş kadınlar... Kitaptan ve zararsız bir uçurtmadan korkan yetişkinler...
Barış bu tutsaklık zamanında içindeki neşesini korumaya çalışıyor. Göğe ve yıldızlara bile hasret kalıyor.
Yazar fikirleri yüzünden insanların hapse girmesini eleştirmiş kitabında. Ve bunu bir çocuğun ağzıyla anlatması insana sıcacık hissettiriyor. Yıllarca yaşayıp kendimizi bilgili sanıyoruz ama küçücük bir olayı sorgulayacak, haksızlıklara karşı gelecek hatta ve hatta soru sorabilecek kadar bile cesaretimiz yok.
Barış rüşveti, menfaatlere bağlı sevgiyi, kötü olanın güçlü, iyi olanın da güçsüz olduğunu görüyor bu hapishanede. Hayatın tüm kirleriyle küçücük yaşında karşılaşıyor ama saf kalbi asla kirlenmiyor ve hep sevimli kalmayı başarıyor.
Umarım bir gün hepimiz Barış kadar cesur ve sorgulayıcı olabiliriz.