Maalesef ki sabırsızlığımdan ötürü 3'lü seri olarak aldığım bir kitap dizisi olduğundan okumuş bulundum. Vakit kaybı olduğunu söylemeden edemeyeceğim, altı boş bir hikaye öylesine okuyum, kafa yormayım, diyorsanız okuyabilirsiniz. Ben beğenmedim. Zehri Bal'ı alırken seri olduğunu duyunca; merakta kalmayım, hepsi elimde olsun diye düşünmüştüm. Yarım bırakma huyum olsaydı keşke dedirten türden. Üzgünüm olmamış.
Konusu çok ilgimi çekmişti, polisiye, aşk, tarihi diye anlatmış arka kapak tanıtımında. Okurken malesef ki 1870 yılına gidemedim. Yazarın anlatım tarzı, betimlemeler, kişiler hep havada kalmış, eksik hissettiriyor. Ayrıca bence yazarın çok aceleci bir üslubu var ki bu, beni çok rahatsız etti, bölüm sonlarında yada laf arasında olacakları araya sıkıştırıvermiş. Merakla devam etmenize engel oluyor. Oysa yıl 1870, tahtta Abdülaziz; anlatacak çok şey bulunabilirdi. Olaylar sadece Kadı ve ailesi etrafında döndüğünde roman tarihi olmuyor işte. Ben pek beğenmedim ya da kitabı zayıf buldum diyelim, yazarın biraz daha pişmesi lazım ama emeğe de saygım var. Albüm eşliğinde okuma fikri yaratıcı. Kurgu da temelde güzel, sadece zenginleştirememiş. Kitabı yarım bırakmayı sevmiyorum, serinin 3 kitabını da beraber almıştım ne yazık ki. Okurum artık mecburen. Belki diğerlerinde durumu toparlamıştır...
"kader, tohumlarını toprağa attıracağı insanları alaycı bir titizlikle seçiyor bazen," demişti, "kendi mahvına sebep olacak bir işi sana yaptırıyor da hiç sezinlemiyorsun bile."
Şunu iyi bilmelisin, o muhteşem kudret karşısındaki güçsüzlüğünü kabul ettiğin ölçüde bu alemde güçlü olursun. O güçsüzlüğü kabul etmeyenlere acırım ben, kimse daha fıtrattan sahip olduğu zaafların üstesinden tek başına gelecek kadar güçlü yaratılmamıştır, ben güçlüyüm demek ben acizim demektir aslında, beni bana karşı koruyacak bir dostum, bir muhafızım, bir sevenim, bir sevdiğim yok demektir.
Rabbinin karşısında eğilmeyen beşerin karşısında eğilir. Rabbinin karşısında ne kadar eğilirsen, beşerin karşısında başın o kadar dik olur.