Yağmurda yürürken bana yakalandın.
Islak ve bitkin halinde farketmedim gözyaşlarını.
Şemsiyen rüzgarın şanssızlığına, bedenin yağmurun soğuğuna uğramış.
Dilinde bir sözcük, tekrar tekrar söylüyorsun sessizce "sakın, sakın, sakın" ne demek istediğini, ne anlatmak istediğini anlayamıyordum.
Sağanak yağmurun altında yarı ıslanmış ceketimi çıkarıp elinden şemsiyeni alıp omzuna koydum.
"Geçecek" dedim.
Her ne yaşadıysan, her ne yaşattılarsa sana geçecek.
Tanımadığım bir kadının, tanıdığım çaresizliğine tanık oldum.
Hemen karşı kaldırımın orada yer alan kafeye oturttum onu. İki fincan çay söyledim, elleri titriyordu.
Çayını içerken kaynar olmasını anlamadı bile, o derece bir şey yaşamıştı.
Ona iyi misin? Kendini nasıl hissediyorsun diye sordum.
Ve başını kaldırıp ilk defa beni gördü, derin bir nefes alıp, beni iliklerime kadar buz kestirecek o cümleyi söyledi.
"Sakın beni öldürme!"