Doğuştan fıtratımızla beraber mi geliyoruz sizce? Yoksa her can , her kalp bir " tabula rasa", boş ve beyaz bir kağıt mı üzerine her nevi düşüncenin yazılabileceği? Kimimiz küfür yazıyoruz o kağıda, kimimiz şiir şu hayatta. Ve değişiyoruz yol boyu. Hem de nasıl, hem de ne çok.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir ara ton. Bir nüans var bunca hoyratlık arasında. Dışa dönük değil, içe doğru bir yolculuk. Başkalarıyla uğraşmak yerine , kendini anlamaya çalışan.
Bir yer var. Kocaman bir evren. Bir isim takmak istemediğim, kategorilere sığmayan bambaşka bir boyut. Seviyorum ben orayı. Adına bazen " mistisizm" diyorlar, bazen " maneviyat" . Ama kavramlar sorunlu duruyor. Çünkü ne zaman bunlardan konuşulsa Türkiye' de , zannediyorlar ki dindarlıkla alakalı konu. Halbuki hiçbir zaman benimseyemedim organize olmuş kolektivist dinleri de, kendinden çok emin dindarlığı da. Benim ilgimi çeken, hayal ile hakikatin dansı. İnanç ile şüphenin arasındaki diyalektik. Mütereddit ruhlar...
Benim ilgimi çeken suyun da konuşabileceği ihtimali.
Her yanım yara bere. Yanlış sevdalar, yorgun hatıralar, üst üste arızalar. Elimde bir silgi, kendimi siliyordum satır satır; yeniden, taze bir enerjiyle yazabilmek için yıpranmış sayfalara.