Vazgeçebilmene kızıyordum. Bunu isteyip istememeni, bunun elinde olup olmamasını, hatta bunun
seni üzüp üzmemesini bile umursayamıyordum çünkü vazgeçebilmen bütün mantığı öldürüyordu. Yokluğun içinde mantık yaramıyordu. Yine yaramıyordu. Yaramaz. Yıllar sonra, sadece sana
ve bana ait olan bir dünya yarattık biz, beraber. Yarattığımız,
beş servisten oluşan bir menü değil, küçük bir dünyaydı, küçücük, görünür ama görünmez, duyulur ama duyulmaz, bilinir
ama bilinmez bir dünya ve sen o dünyadan yürüyüp gidiyordun.
Yürüyüp gidiyordun çünkü gidebiliyordun
Hiç böyle bir şeye tanık oldunuz mu, vücudun nasıl acılarla kıvrandığını gördünüz mü hiç, moralin tırnağın boşluğa saplanışını, gırtlaktan çıkan hırıltıları, her uzvun mücadelesini, önüme karşı direnen parmakları, gözlerin dehşetle açılmasını, bu tarifsiz acılara tanık oldunuz mu hiç? Siz avare, dünya gezgini, bir görevden bahsedercesine yardımdan söz eden siz, böyle bir şey yaşadınız mı hiç.
Gevezelik edenlerin kaçak gölgelerinde sanki bir kitabın satırları eriyip kayboluyordu. Bu gölgesiz gezginlerin sokağında tek başına kalabilmek imkansızdı.