…Maddecilik şiiri ortadan kaldıramaz.Bir gün gelecek şiir ve sanat gene varlıklarını, özgürlüklerini, güçlerini duyuracaklar. Cennette sağlıklı bekleyen birer güçlü melek şimdi onlar. Yeryüzünde kirli ruhların üstün geldiğini, pısırık ruhların da duruma yas tuttuğunu gördükçe bıyık altından gülüyorlar. Şiir mi batacak? Sanat mı silinip kalkacak yeryüzünden? Hiçbir zaman! Basitlik mi alacak onların yerini? Ne münasebet! Hayır. Şiir, sanat hâlâ yaşıyor; yalnız yaşamakla kalmayıp insan ruhuna egemen oluyorlar, insan ruhunu yüceltiyorlar. Onların mübarek etkisi her yerde yaygın olmasa hepimiz cehennemde olurduk şimdi… Kendi basitliğimizin, küçüklüğümüzün cehenneminde!
Cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. Önyargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler. Bunları söküp atmak, kökünü kurutmak zor mu zordur; bunu biliyordum.
Genç, gözü açılmadık biri için, dünyayla her türlü bağlarını koparmış olarak yapayalnız kalmak; gideceği yere ulaşıp ulaşamayacağından emin olmadığı gibi, geldiği yere dönmesini engelleyen birçok koşullar bulunduğunu bilmek… Son derece garip bir duygu. Serüven olasılığı bu duyguyu tatlılaştırır, gurur ateşi de ısıtır, ama sonunda korku ürpertisi tedirgin eder.
Yeni düşünceler, yeni izlenimler bir anda, gür bir sel halinde kalbime hücum etti. Ve yeni izlenimler bana ne kadar çok heyecan, ne kadar çok mahcuptuk ve çaba getirdiyse, bütün ruhuma da o kadar tatlı geliyor, o kadar mutlulukla sarsıyorlardı beni. Bir anda, birdenbire, kalbime doluvermiş, kalbime dinlenme fırsatı vermemişlerdi. Bütün varlığımı tuhaf bir kaos sarmaya başladı. Ama bu ruhsal zorlama beni tümüyle bozamazdı, bozacak kadar güçlü değildi. Aşırı hayalperesttim ve bu beni kurtardı.