Bu dünyada en zoru da yanlışı savunacak kadar cahil doğruyu göremeyecek kadar kör iyiliği inkâr edecek kadar nankör insanlarla yaşamak zorunda olmak...
Evler büyüdü.
Ama aileler küçüldü.
Hanelere televizyon girdi.
Biz okumayı unuttuk.
Arabalarımız oldu en yenisinden.
Biz yürümeyi unuttuk.
Evlere klimalar girdi en kalitelisinden.
Serinlemek için ağaçların altına oturmayı unuttuk. Büyükşehirlerde yaşamayı öğrendik.
Köyde yağmur kokusunu unuttuk.
Ceplerimize telefonlar girdi en akıllısından.
Biz muhabbet etmeyi unuttuk.
Bilgi arttı.
Ama vicdanımızı kullanmayı unuttuk.
Elimizin altına bilgisayar geldi.
Postacıları unuttuk.
Sahip olamadıklarımızın peşinden koşarken, sahip olduklarımızın kendi elimizle dilencisi olduk. Yaşamımızı bataklığa çevirecek tüm yollardan yürümeye mecbur bırakıldık. Sen okuyucu, bu satırları okuyorken bir saniye ara ver ve kendine sor: Mutlu musun?
İki insan birbirine öfkelendiği zaman, kalpleri birbirinden uzaklaşır” diyor Hintli bir derviş. “Kalplerinin arasındaki mesafe yüzünden seslerini duyurabilmek için bağırmak zorunda kalırlar. Öfkeleri arttıkça, mesafe de artar, kapatabilmek için o mesafeyi, o kadar çok bağırmaları gerekir.”